|

Alıntı


'Mış
Gibi Bir Yaşam'

Hemen sağımda, kahvehanenin dışında, orta yaşlı bir çift oturuyordu.
Birbirlerine hiç bakmıyorlar, hiç konuşmuyorlardı; ikisi de fiziksel
olarak orada idi, ama aralarında ilişki yoktu. Birbirlerine söyleyecek
sözleri kalmamış gibiydi.

Gözlemimi Arif Bey'e söyledim.
-
Hocam, bu çok yaygın. Yalnızca iki kişiye ait değil; benzerlerine
her yerde rastlamak mümkün.
- Evet, ben de görüyorum. İki rol birbiri ile ilişki içinde. İki
rol birbiri ile ilişki içinde olunca, kişinin özü geri plana itilir.
Böyle bir düşünüş biçimindeki kişi sürekli iyi rol oynama kaygısı
içindedir: Bana iyi baba desinler, bana iyi anne desinler, bana
iyi evlat desinler, bana iyi öğretmen desinler kaygısı vardır. "Başkası
bana ne der acaba?" kaygısıdır bu. "Beni takdir edecekler mi?","Bana
aferin diyecekler mi?","Beni alkışlayacaklar mı?" Bu tür bir kaygı
içinde hareket eden kişi de bir var olma tarzı içindedir ama sergilediği
varoluş, gerçek anlamda kendisi değildir. Ben bu tür yaşama "mış
gibi yaşam" adını veriyorum.
'Mış gibi yaşam' içinde olanlar kendi varoluşlarını yaşamıyorlar;
başkalarının beklentilerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar. İşte
sürekli hapishanede olanlar veya bir başka deyişle uykuda olanlar
bunlar. Ama hapishanede olduklarının farkında bile değiller.
Yanımızdan geçen garsondan bir adaçayı istedim. Garson Arif Bey'e
'siz de bir şey istiyor musunuz?' dercesine baktı. Arif Bey, "Ben
bir şey istemiyorum," dedi. Konuşmama devam ettim:
-
Hapishanede yaşayanların içine düştükleri bir temel çatışma vardır.
Bu temel çatışma hepimizin içinde var. Sizin içinizde de, benim
içimde de var. Şu çevrede gördüğünüz herkesin içinde var. - Nedir
bu temel çatışma, Doğan Bey? - Temel çatışma şudur: Her bir insan,
her bir hayvan, her bir bitkinin doğuştan getirdiği tek bir amacı
vardır: "kendini olduğu gibi gerçekleştirmek". Şu ağaç, kendisi
olabilmek için yıllarını verdi ve başka hiçbir şey değil, ama sadece
bu ağaç olmak üzere büyüdü, gelişti, serpildi.
Demin
"gak" diyerek uçan karganın yaşamının temel amacı tamamen kendisi
yani bir karga olmaktır. Karga kedi olmaya çalışmaz, kedi insan
olmaya çalışmaz. Doğada, insanlar hariç tüm yaratıklar, bedenleriyle,
davranışlarıyla, sağlıklarıyla, gelişimleriyle tüm yaşam sürecleriyle
kendilerini gerçekleştirmek üzere yaşarlar. İnsanoğlu dışında tüm
yaratıklar kendilerini gerçekleştirmeyi, doğal ortamlarında kaldıkları
sürece, başarıyla tamamlarlar.
-
Yani, müdahale edilmediği takdirde kuş kuşluğunu bulur ve yaşar;
kaplumbağa kaplumbağalığını gerçekleştirir ve kaplumbağa olarak
yaşar. Bunu mu demek istiyorsunuz?
-
Evet, doğal ortamları içinde yaşayan bitkiler ve hayvanlar için
bunu demek istiyorum.
-
Doğal ortamı içinde olmayan bitki ve hayvan var mı?
-
Hiç hayvanat bahçesine gittiniz mi?
-
Evet, gittim.
-
Kafese konmuş hayvanları gözlediniz mi?
-
Evet, gözledim. Ne demek istediğinizi anlıyorum. Kafesteki bir aslanı
gördüğüm zaman ne kadar içimin burkulduğunu hatırlıyorum. Zavallı
o kafeste kendisi, yani aslan olamıyordu; ve onun kafesindeki çaresiz
gezinişi beni çok üzmüştü.

Garson adaçayımı getirdi. Teşekkür ettim. "Afiyet olsun," dedi ve
başkalarına hizmet etmek üzere oradan süratle ayrıldı. Konuşmama
devam ettim.

-
Hiç bonzai ağacı gördün mü?
- Şu Japonların yetiştirdiği bodur ağacı demek istiyorsunuz.
- Evet, o ağaçları.
- O ağaçlar hakkında pek bir bilgim yok.
- Benim de yok. Bildiğim şu ki, o ağaçlar fidanken sistematik bir
şekilde budanıyor ve bu özel budanma biçimi içinde biçimlerini koruyorlar
ama gelişip dallanıp budaklanıp ulu bir ağaç olamıyorlar.
- Biz insanlar kafese konmuş aslan ya da budanan ağaç gibi miyiz?
- 'Mış gibi bir yaşam' içinde olanlar için evet.
- Peki ben 'mış gibi bir hayat' içinde miyim?
- Bu soruya sen kendin daha iyi bir cevap verebilirsin.
- Sanırım 'mış gibi bir hayat'ım olmamasına direnmeye başlıyorum.
- Onun için benimle konuşmak istediniz. 'Arif Okurer' olmayı gerçekleştirmek
üzere bir karar aldınız. Dış güçler sizi budamak üzere ellerine
makasları aldılar ve yavaş yavaş sizin gelişmeye başlayan Arif'liğinizi
budamaya başladılar.
- Bu tür budanıyor olmanın farkına varmak beni rahatsız ediyor,
Doğan Bey. İçimde kabaran öfkenin farkına varmaya başlıyorum.
- Savaşçı olmadığınız için, sıradan bir insan olarak bu duruma tepkide
bulunuyorsunuz.
- Bu savaşçı tutumtun merak etmeye başladım. Savaşçı öfkelenmez
mi? Savaşçı tutumundan ne zaman söz etmeye başlayacaksınız?
- Biliyorsunuz, sizinle konuşmamızın amacı savaşçı tutumunu tanıtmak,
irdelemek ve eğer irademiz ve bilincimiz elveriyorsa, bir savaşçı
olmanın yolunu tutmak. Ama henüz anlam arayışının önemini ve insanın
uyanışının temel süreçlerini bitirmiş değiliz.
Anlamlı
ve Coşkulu Bir Yaşam İçin Savaşçı, s.41-43
Önceki
|