|

SİYASİ
STAND-BY ANLAŞMASI
Güncelleme:
25.08.2000
Hazırlık
sürecinde siyasi kriterin önemi

AB Konseyi`nin Helsinki
Zirvesi'nden çıkan kararın ayrıntılarına girildiğinde
Türkiye'nin diğer aday ülkelerden farklı
bir konumda yola çıkacağı görülüyor. Adaylığı resmîlik
kazanan Türkiye'nin diğer adaylardan farkı, AB`nin Hazıran 1993
Kopenhag Zirvesi`nde belirlenen üyelik kriterlerinin ilki olan siyasî
kriteri bugün yerine getirmemiş olan ve bundan ötürü
tam üyelik
müzakereleri dışında tutulması öngörülen tek aday ülke
olarak zikredilmesidir. AB`nin bu kararı ise siyasi kriterin, üyeliğe
giden yolda artık ne denli önemli bir konumda olduğunun bariz göstergesidir.

Demir Perde`nin kalkmasıyla gündeme gelen ve 1993 sonrası açık bir
siyasi iradeyle yürütülen AB
genişleme süreci son on yıl zarfında aday ülkelerin ve
Avrupa coğrafyasının değişken
verileri ışığında sürekli uyarlanan ve mükemmelleşen
bir süreç olmuştur. Genişleme sürecinin önemli kilometre
taşlarından biri olan 1997 sonu Lüksemburg
Zirvesi o zaman sayıları 11 olan aday ülkeden Çek Cumhuriyeti,
Estonya, Kıbrıs, Macaristan, Polonya ve Slovenya ile tam
üyelik müzakerelerine başlanabileceği kararını almış,
geriye kalan 5 ülke ile de üyeliğe hazırlık
calışmalarının sürmesini öngörmüştür.

AB, son 5 ülke ile ilgili görüşlerinde, Slovakya`yı
siyasî kriteri yerine getirmekte yetersiz bulduğundan, Bulgaristan,
Letonya,
Litvanya
ve Romanya`yı
ise iktisadî kriterlerdeki vahim
zaaflarından ötürü tam üyelik müzakereleri kapsamının
dışında kalmaları gereğini dile getirmiştir. Aradan geçen zaman
zarfında ve geçtiğimiz Helsinki
Zirvesi`ne kadar Slovakya
dışında kalan ülkelerde Kopenhag kriterleri zemininde elle
tutulur hiç bir gelişme olmamasına rağmen bu ülkeler
Zirve`de alınan kararda
tam üyelik müzakerelerine başlamaya ehil
addedilmişlerdir. Türkiye ise AB ile, bu 4 aday ülkenin çok fevkinde
bir iktisadi
uyum sağlamış olmasına rağmen tam üyelik müzakerelerinin
şimdilik dışında
tutulmuştur. AB`nin Helsinki`de aldığı karar siyasî kriterin
genişleme süreci içerisindeki yeni konumun ve diğer kriterlere göreceli
olarak daha belirleyici
olduğunun tescilidir. Türkiye`nin tam üyeliğe giden yolda
stratejisini artık bu çerçeveye oturtması, hamlelerini çok incelikli
olarak belirlemesi ve bu durumdan gocunmak yerine, handikapı
kendi lehine döndürecek etkinlikleri cesaretle gerçekleştirmesi
hayatî önem
taşımaktadır.

Kopenhag Siyasi Kriteri ve AB Temel Haklar
Belgesi

Kopenhag Siyasi Kriteri, tam
üye olabilmek için aday ülkenin demokrasi, hukukun üstünlüğü,
insan hakları, azınlıkların korunması ve kabul görmesini teminat
altına alan kurumları istikrara kavuşturmuş olmasını ister.
AB`nin halihazırdaki temel metni olan Amsterdam
Antlaşması`nın altıncı maddesi ise, Avrupa Birliği özgürlük,
demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun
üstünlüğü ilkeleri üzerine kurulmuştur demektedir.

Siyasi
kriter
diğer iki kriterden farklı olarak aday ülkelerin tam üye olabilmek
için hayata geçirmekle yükümlü
oldukları mevzuat konusunda kapsamlı bir tarif
getirmemekte ve yukarıda görüldüğü gibi temel
ilkeleri vurgulamakla yetinmektedir. Diğer bir deyişle,
kaba hatlarıyla diğer
iki kritere tekabül eden, 31 anabaşlık altında toplanan
ve adayların içselleştirmeleri
zorunlu olan
AB müktesebatı (acquis communautaire) siyasi kriteri
bir iki istisna dışında, kapsamaz.
Bu durum AB`nin Haziran 1999
Köln Zirvesi`nde ele alınmış ve Üye Devletler AB
Temel Haklar Belgesi'nin kaleme alınması görüşünde birleşmişlerdir.
Şu sıralarda kaleme alınan ve 2000 yılının sonunda kabul edilmesi
beklenen Belge bir anlamda siyasi
kriterin müktesebatını teşkil edecektir.
Devamı
|