Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB İçin Seferberlik Gerekiyor                            Aralık 1999

Ülkenin Avrupa Birliği adaylığı kriterlerini yerine getirip üyeliğe hazır olabilmesi için yapması gerekenlerin boyutu bunun ancak bir milli seferberlikle gerçekleştirilebileceğini gösteriyor. Türkiye üyeliğe giden yolda Kıbrıs ve Malta da dahil olmak üzere diğer adaylara nisbeten epeyi farklı bir konumdadır. Gümrük Birliği yükümlülüklerinin büyük bölümünün yerine getirilmiş ve bu birliğin işler halde olması, ülkenin genelde dinamik iktisadi yapısı ile yılbaşından bu yana sürdürülen ekonomik istikrar paketi ve yapısal sorunlarına rağmen ayakta kalmış olan hukukun üstünlüğü ilkesi şüphesiz Türkiye'nin avantajlarıdır. Bu anlamda piyasa ekonomisi ve demokrasi ile son on yıldır tanışmış olan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri Türkiye'den, bir çok konuda mevzuatta olmasa bile pratikte gözle görülür bir biçimde geridedir. Bütün bunlara rağmen ülkemiz üyelik yoluna hem kendi yapısından hem de Avrupa'nın malum önyargılarından kaynaklanan handikaplarla girmiştir ve dolayısıyla üyeliğe hazırlık sürecinde diğer adayların yapması gerekenden çok daha fazlasını yapmak durumundadır.

Evvelâ her adayın yapması gereken ve başlı başına bir seferberlik konusu olan, müktesebatın uyarlanması meselesidir. Kabaca Kopenhag Kriterleri'nin siyasî olanının dışında kalan diğer iki kritere tekabül eden ve 31 anabaşlıkta toplanan AB Müktesebatı her aday ülkenin uyarlamakta yükümlü oldugu mevzuat, politikalar ve kurumsal uygulamalardan müteşekkildir. Adaylar müktesebatı önce kendi dillerine çevirmek ardından kendi metinlerine tamamen aktarmak, buna koşut olarak yeni mevzuatı hayata geçirecek kurumları tesis etmek ve en önemlisi müktesebatı uygulamaya koymakla yükümlüdürler. 31 ana başlığın hepsi aynı derinlik ve ayrıntıda değildir. Örneğin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) daha yeni oluşturulmakta olan bir politika olduğundan ve üstelik hükûmetlerarası karar mekanizmalarına tabi olduğundan müktesebatı sınırlı bir ana başlıktır. Buna karşılık Tarım Politikaları on yıllardır AB'nin federe politikalarına yani icracı merci Avrupa Komisyonu tarafindan yönlendirilen politikalara tekabül ettiğinden son derece girift ve ayrıntılı bir müktesebata sahiptir. Yıllardır AB'ne hazırlanan ve üyeliğe en yakın olan 6 ülkeden hiçbiri şu an itibariyle Tarım Politikaları müktesebatı ile uyum sağlayabilmiş değildir. ODGP ise hem nitelik hem nicelik açısından her adayın kolaylıkla uyum sağladığı ilk ana başlık olmuştur. En ilerde olan 6 aday ülke ile şu ana kadar 17 ana başlık müzakere edilmiş, 6 ana başlıkta çalışmalar sürmektedir, geriye kalan 8 ana başlık ise hiç müzakere edilmemiştir. Bu son ana başlıklar arasında Tarım, Bölgesel politikalar, Adalet, İçişleri, Mâli denetleme ve Kişilerin serbest dolaşımı gibi son derece çetin konular vardır. Hiç de küçümsenemeyecek bir insan kaynağı ve var güçleriyle, üstelik AB üyesi Almanya, Avusturya, Danimarka, Finlandiya ve İsveç gibi zengin ülkelerden sonsuz destek alarak hazırlıklarını sürdüren bu adayların bunca çabaya rağmen gelebildikleri yer Türkiye açısından düşündürücüdür.

Bu şantiyeye ilaveten Türkiye ilk ve en önemli kriter olan siyasî kriterde hem içerde hem dış ilişkilerinde uzayıp giden bir ödev listesine tabi tutulmuştur. Siyasî kriterdeki sorun ve eksiklikler Türkiye'yi 1997 Lüksemburg Zirvesi'nde adaylıktan, 1999 Helsinki Zirvesi'nde de tam üyelik müzakerelerinden men etmiştir. Ülkede siyasî kriterin vecîbelerinde diğer kriterlerin aksine "sorunların bir şekilde halledilmesi gerektiği" yolunda oluşmuş bir görüş birliği olmadığı gibi bir tartışma ortamı dahi yoktur. Neredeyse Cumhuriyet ile yaşıt olup bir türlü aşılamayan ve ülkenin başına türlü belalar açan bu sorunlar dizisi çözümlerinin ay meselesi olduğunu etrafta anlatan safdilâne tahlillere yer bırakmayacak kadar ciddî bir meseledir. Bu tabloya bir de zaten Avrupalı olduğunu iddia etse dahi orada öyle algılanmayan ve bu anlamda AB'nin, en azından bugün itibariyle evdeki yabancısı konumunda olan Türkiye faktörünü eklemeliyiz.

Böylesine yüklü bir gündemin altından kim, ne gibi yöntemlerle kalkabilir? Türkiye'nin önündeki hazırlık dönemine hizmet vermek amacıyla Ankara bürokrasisinde gerçekleştirilen yeniden yapılanma bu haliyle maalesef ihtiyaçlara cevap verebilecek konumda değildir. Müktesebatı uyarlayacak icracı bakanlıklar arasında ve bunlarla AB'li uzmanlar arasında güçlü ama o ölçüde de esnek bir koordinasyon sağlayacak, doğrudan Başbakanlık'a bağlı bir yapılanma yerine, karmaşık, bakanlıklar arası yetki çatışmasına açık bir mekanizma benimsenmiştir. Kaldı ki en mükemmel kamusal kurum dahi tek başına bu işin altından kalkamayacaktır. Diğer aday ülkelerde de olduğu gibi Türkiye'nin üyeliğe hazırlık sürecinde ortaya koyması gereken performans ülkenin bütün ehil kitlesinin bir çeşit işbölümü çerçevesinde seferber edilmesini gerektiriyor. Kanun koyucunun ve bürokrasinin, müktesebatın uyarlanmasında, siyasî kriter yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde ve Türkiye'nin artık değişik AB ülkeleriyle yepyeni stratejik ortaklıklara gitmesini hazırlayacak değişik kaynaklardan her türlü uzmanlığa ihtiyacı olacaktır. Çağdaş standartlara göre düşünülmüş bir Ekonomik ve Sosyal Konsey, böylesi bir işbölümünü hayata geçirebilecek zemini hazırlayabilir.

Bugünlerde görünen odur ki AB, Helsinki'de verdiği Türkiye ile ilgili kararın madden ve manen altında kalmış, Ankara ise böylelikle üstüne gelinmemesinden hoşnut bir konum içine girmiştir. Frenkçesiyle yavaş yavaş acele edilen bu ortamın tehlikesi ülkeye zaman kaybettirmektir. Öte yandan ikide bir futbol argosuyla ifade edilen, 2004'de hattâ daha bile önce girdiğimizde Avrupa Parlamentosu'nda şu kadar sandalyemiz olacak şeklindeki ciddiyetten uzak spekülasyonlar, gurur okşayıcı da olsa tartışma ve somut iş yapma ortamını kösteklemektedir. Ülkenin istikbali açısından AB mecrasının önemini kavramış herkesin artık bir şekilde bu seferberlikte rol edinmesi hayatî öneme haizdir.



Diğer yazılar için tıklayın

AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla