



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR
|

Güncelleme:
18.11.2000
KATILIM
ORTAKLIĞI'NA BİR AY KALA

Demokraside geri kalmış ülkeler, demokratik ülkeler tarafından
kendilerine verilen icazeti hep kendi ehemmiyet ve hikmetlerine
yorar ve bunu, oldukları gibi kalmak ve kendi bildiklerini okumak
için kullanmaya çaba sarfederler.

10 Aralık 1999'da Avrupa'nın ve aslında demokratik batı'nın Türkiye'yi
zamanı geldiğinde içine almaya yönelik icazeti de burada o şekilde
yorumlandı: "Bakın sonunda bizim önemimizi anladılar, bizden vazgeçemeyeceklerini
de adaylığımızı tescil ederek kanıtladılar, dolayısıyla bizi olduğumuz
gibi kabul etmeye hazırlar." Türkiye, bu muhasebenin ne kadar
yanlış olduğunu gün be gün daha sarih bir şekilde anlıyor artık.

Avrupa Birliği Türkiye'nin adaylığını tescil ederken koyduğu şartları
diğer aday ülkeler için de olduğu gibi, birer birer, sistemli
bir şekilde, heyecansız, tutkusuz, teknik ve profesyonel bir yaklaşımla
çalışan hazırlık süreci mekaniği ile hayata geçiriyor. Gelip giden
heyetler, siyasi veya teknik olsun, hep aynı temaları işliyorlar.
Türkiye ise içinde bulunduğu sorunlar yumağını, her sabah uyandığında
hafızasını kaybeden bir varlık misali her ziyaretçi heyetle birlikte
tekrardan keşfediyor. Bilgi olmayınca dedikoduyla haber üreten,
sızma olmayınca spekülasyona başvuran basın, sağır sultanın duyduğu
ve bildiği sorunlar yumağından seçmeler yapıp "gene yeni bir şart
ileri sürüldü" feryatlarıyla bulanık suda balık avlıyor. Türkiye'nin
AB adaylığı ile ilgili en önemli, çünkü bağlayıcı belge olan Katılım
Ortaklığı (KO)'nın hükümete sunulacağı Kasım ayı yaklaştıkça bugüne
kadar görmezlikten gelinen sorunlar yumağı ve özellikle Kopenhag
siyasi kriteri ışığında Türkiye'den istenenler her ne kadar epeyidir
birçoğumuzun malumu olsa ve her ne kadar en veciz haliyle Avrupa
Komisyonu'nun 13 Ekim 1999'da "Türkiye İlerleme Raporu"nda ayan
beyan yazıyor idiyse de nihayet ülkenin gündemine giriyor. Elbette
her zaman olduğu gibi sorunlar yumağının gündeme yerleşmesi ülkeyi
yönetenlerin müstakil iradeleriyle değil, diğer bir deyişle müspet
bir gözlem sonucu oluşturulan yapıcı ve çözüm üreten bir iradeyle
değil AB'ye uyum ve hazırlığın belli şartları olduğundan yani
bir zorunluluk kisvesiyle gerçekleşiyor.

Sekiz
aylık kayıp

Aralık ile Temmuz arasında geçen kayıp 8 aya oranla AB adaylığı
artık gündeme yerleşmiş olsa da, Türkiye, daha hâlâ canı gönülden
ve cesaretle politika üretemiyor. Pandora kutusunun açılmasıyla
ortalığa dökülen sözcüklerden irkiliyor, meraklı taleban cevvalliğiyle
eşanlamlı sözcük lügatçesini zorluyor. Sorunları bir türlü göğüsleyemiyor.
Kendi iradesi dışında gelişen AB adaylık mekaniğinin içinde Türkiye'nin
bugüne kadar üretebildiği AB ilintili tek politika ülkenin, Avrupa
Güvenlik ve Savunma Kimliği'ne dahil olmak konusundaki ısrarı
olmuştur. Üstelik bu, sürekli ABD'nin arkasına sığınıp AB'yi sinirlendirerek
yapılmıştır. Diğer AB uyum ve politikalarında katiyen AGSK konusunda
olduğu kadar ısrarlı olmayan Türkiye'nin inandırıcılığı burada
epey zarar görmüştür. Kısaca, önceki yazımda altını çizdiğim gibi,
Türkiye'nin AB'nin çekim alanına girdiği, ancak bu çekimin dinamik
olmadığı tersine statik ve kısır bir çekim olduğu gözlemi halen
geçerli.

İçinde bulunduğumuz statik çekim ortamı, hükümetin şu an için
yapıcı dinamiği arkasına alarak politika üretmesini engelliyorsa
da süreç ve çarklar işlemeye devam ediyor. AB mekaniği yumurtayı
kapıya her geçen gün daha yaklaştırıyor ve statik ortam sinirli
bir saflaşmanın ilk emarelerini ele veriyor. Muhtemelen önümüzdeki
on yılların Türkiye'sinde, Avrupa'nın kendisinde de olacağı gibi,
siyasi ayırım çizgisini AB belirleyecek.

Kabaca, bu ayrım toplumun her katında hakimiyeti milliyeciler
veya ulusal egemenlikçilerle egemenlik paylaşımını kabul eden
federalistler arasında olacak. Her iki cenahta da klasik sol ve
sağ temayüller var olacak ama AB odaklı politikalar hayati kararlarda
hep son belirleyici olacak.

"A
la carte" AB üyeliği
Nitekim Türkiye bu saflaşmayı çok açık olmasa da şimdiden sergilemeye
başladı. Mustafa Kemal Atatürk'ün muasır medeniyet seviyesini
aşma hedefinin bugün AB ile bütünleşme anlamına geldiğinin, sadece
fikriyatta değil fiiliyatta da aşikâr olduğu ölçüde hakimiyeti
milliyecileri kâh şizofren kâh paranoyak tavır ve halleriyle başbaşa
bırakmak daha doğru. Gün, onların günü değil artık Türkiye'de.
Mesele, AB'ye çok farklı nedenlerle sıcak bakan veya en azından
soğuk bakmayan, kafası karışık ve gittikçe daha karışan diğer
cenahın içerisindeki kararsız gruplar. Bunlar, Türkiye'nin şu
haliyle AB'ye dahil olamayacağını hüsranla kaydetmeye mahkum olan
taşralılar, AB ülkelerindeki asgari uygulama neyse o uygulamayla
sınırlı kalınmasını telkin eden şark kurnazları, sayıları hayli
fazla olan "alakart AB" taraftarları (örneğin Fazilet Partisi'nin
312. madde konusundaki özgürlükçülüğü ama Kıbrıs veya ölüm cezası
konusundaki şahinliği; AB ile entegrasyon ve uyumu desteklediklerini
her fırsatta dile getiren bir kesim işverenin AB Müktesebatının
ta kendisi olan iş güvenliği konularına hiç sıcak bakmaması ),
biteviye ülkenin "hususi şartlar"ı olduğunu öne sürerek ne yardan
ne serden vazgeçebilen ve bunu esasında iktisadi veya siyasi iktidardaki
konumlarını aynen koruyabilmek için yapan çıkar gruplarından müteşekkil.

Uyum süreci ilerledikçe, Katılım Ortaklığı ve Türkiye tarafından
hazırlanacak mukabil belge Müktesebatın Kabulü için Ulusal Program
(MKUP) hayata geçirildikçe kararsızlar arasından fire verilecek
ve bazıları AB yolunun yolcusu olamayacaklarını ilan edeceklerdir.
Türkiye'nin şu sırada içinde bulunduğu ve daha bir müddet sürecek
olan geçiş dönemi boyunca saflaşma netlik kazanacak ve
bu netliğin derecesi adını andığımız müspet ve cesur politikanın
ne ölçüde üretilebileceğiyle doğrudan orantılı olacaktır. Diğer
bir deyişle AB'ye şu veya bu nedenle yakın olan çevre, grup ve
akımlar AB dinamiğinin somut nemasını görebildikleri ölçüde ve
bu dinamiğe bilfiil katılabildikleri ölçüde saf tutacaklardır.


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|