Güncelleme:
30.05.2001
Türkiye
ile Avrupa Birliği arasındaki
Gümrük Birliği ne getirdi?

Türkiye'de son günlerde GB'nin Türkiye'nin aleyhine işlediği yolunda
birtakım söylemler yoğunlaştı. Böyle olup olmadığını anlamanın
en iyi yolu, ya GB nin Türkiye Ekonomisi'ne olan genel etkisini
ekonometrik bir analizle ele almak ya da GB sonrasında Türkiye'nin
dış ticaretinde meydana gelen gelişmeleri incelemektir.

Gümrük Birliği Teorisi'ne göre yapılacak parsiyel bir analizde
(tek bir sektörün ışık altına alınması) GB sonrasında dış ticaretin
seyri izlenir. Bunun için GB'nin ticaret yaratıcı etkileri (trade
creation) ile ticaret saptırıcı etkileri (trade diversion) karşılaştırılır.
Ticaret sapmasının ölçülmesi için hem daha uzun vadeli, hem de
daha detaylı bir analiz gerekir. Ayrıca Türkiye, öngörülen 5 yıllık
geçiş döneminin sona ermesiyle AB'nin Ortak Gümrük Tarifesi'ni
(OGT) bazı hassas ürünlerde ancak 1 Ocak 2001 de üstlenmiştir.
Ticaret sapmasının en önemli nedenlerinden biri, GB öncesi ticaret
yaptığınız partnerlere GB sonrası kabul edilen OGT nedeniyle daha
yüksek gümrük vergisi uygulamak zorunda kalmanızdır. Dolayısıyla
bu analizde Gümrük Birliği'nin ticarette yarattığı sapmayı ve
bu yüzden meydana gelen kaybı değil, ticaret yaratıcı etkisini
inceleyeceğiz.

Türkiye'nin 1 Ocak 1996 dan bugüne kadarki dış ticaret istatistiklerinin
incelenmesi sonucunda GB'nin ticaret yaratıcı etkisi açıkça görülebilir.Aşağıdaki
tabloya göre Türkiye'nin AB ile olan toplam ticaret hacmi 1995
yılında 27,9 milyar USD'dan GB nin ilk yılı olan 1996 da 34,7
ye çıkmış, sonra sırasıyla 37,1, 37,6, 35,7 ve 2000 yılında da
40,7 milyar USD'a ulaşmıştır. Gümrük Birliği ile geçen 5 yılda
AB-Türkiye Ticaret hacmi ortalama olarak her yıl 37,1 Milyar USD
olarak gerçekleşmiştir. Bu da beşinci yıl sonunda, 1995 yılındaki
ticaret hacmine oranla % 46 lık bir artışa denk gelmektedir. Şimdi
bu rakamlardan da anlaşılabileceği gibi GB'nin ticaret yaratıcı
etkisi olmuştur ve hiç tartışılmayacak kadar açıktır.

Bu
aşamada araştırılması gereken iddia GB'nin AB'nin yararına, ama
Türkiye'nin zararına çalışıp çalışmadığıdır. Yani Türkiye ihracatını
arttıracağı yerde, sadece ithalatını mı arttırmıştır? Tablodan
görüleceği gibi Türkiye'nin AB'ye olan ihracatı GB öncesi son
yıl olan 1995 yılında 11 milyar USD iken, 1996 da 11,5 milyara,
daha sonra sırasıyla 1997'de 12,2, 13,5, 14,3 ve 2000 yılında
yine 14,3 milyar USD olmuştur. GB'de geçen 5 yıl boyunca AB'ye
yapılan ihracat ortalama olarak 13,2 milyar USD olarak gerçekleşmiştir.
Bu da 1995 yılına göre % 30 luk bir artış anlamına gelmektedir.
Bunu, sadece sanayi ürünleri için geçerli olan ve tarım ürünlerini
kapsam dışı bırakan yarım bir GB ile ve çok yakın zamana kadar
da AB den kendisine yapısal dönüşümler için vaat edilen tek kuruşu
dahi almadan gerçekleştirmiştir. Unutulmaması gereken diğer bir
nokta da Türkiye'nin bunu AB üyesi ülkelerin ekonomilerine hakim
olan kötü konjonktüre, hatta durgunluğa rağmen başarmıştır. Bu
başarı Türkiye'nin dinamik ve yaratıcı özel sektörüne aittir.

Türkiye'nin AB den yaptığı ithalata gelince 1995'deki 16,9 milyar
USD'dan, 1996 da (GB'nin ilk yılı) 23,1 e, 1997 de 24,8 e yükselmiş,
1998 de 24 milyar USD'a, ulaşmıştır. 1999 da, kriz nedeniyle oluşan
talep kısılması sonucunda 21,4'e düşmüş ve son olarak 2000 yılında
ise beklendiği gibi bir sıçrama göstererek 26,4 milyar USD olmuştur.
İthalat düzenli ve istikrarlı bir şekilde artarak 5 yılda ortalama
olarak yıllık 24 milyar USD olarak gerçekleşmiş, ve GB öncesine
oranla % 56,5 artış göstermiştir. Ancak bu artış tüketim mallarından
daha çok, ara malı ve sermaye malları ithalatından oluşmaktadır
ve bunun için endişeye yer yoktur. Görüldüğü gibi GB'nin ticaret
yaratıcı etkileri gözönüne alındığında, hiç de tek taraflı işlemediği
ortaya çıkmaktadır. Önümüzdeki birkaç yılda yapısal dönüşümler
tamamlandığında ve alınacak AB yardımları sayesinde, ve tam olarak
işleyen bir Gümrük Birliği ile (OGT nin tam anlamıyla üstlenilmesi)
ayrıca GB'nin kapsamı, tarım ürünlerini de kapsayacak şekilde
genişletildiğinde olumlu etkilerinin çok daha fazla olduğu görülecektir.

T.
Mesut Eren
Yrd. Doç. Dr., İstanbul Kültür Üniversitesi


Diğer
yazılar için tıklayın