Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 21.08.2001
AB'den alınacak feyz

Avrupa Birliği (AB), askeri zihniyete taban tabana zıt bir zihniyet üzerine bina edilmiş, varlık nedeni askeri zihniyetin bir daha kıtada söz sahibi olmasını engellemek olan bir siyasi irade ürünüdür.

9 Mayıs 1950'de AB'nin, Fransız devlet adamı Jean Monnet başkanlığında bir ekibin kaleme aldığı 104 satırlık Schuman Bildirisi ile atılan temelini en veciz biçimde Bildiri'den alınan şu paragraf anlatıyor: "Fransa, Almanya ve katılacak diğer ülkeleri bağlayıcı nitelikte kararlar alacak olan Yüksek Otorite'nin kurumlaşması ve temel ürünlerin (kömür ve çelik) üretimindeki ortaklık sayesinde bu girişim barışın korunması için gereken olmazsa olmaz bir Avrupa Federasyonu'nun somut temellerini atacaktır".

1950'de, savaş biteli beş yıl olmasına rağmen, Avrupa'ya barış gelmediği gibi tarumar olmuş kıta, bu sefer Sovyetlerle olası bir çatışmanın eşiğindeydi. Nisan 1947'de Almanya'nın geleceği ile ilgili Moskova Konferansı'nın çözüm getiremeden bitmesiyle başlayan Doğu-Batı zıtlaşması, karşılıklı hamleler halinde sürüp gidiyordu: Marshall Planı, Kominform'un kuruluşu, Prag'da komünist darbe, Berlin'in Sovyetlerce ablukaya alınması, NATO'nun kuruluşu, Berlin ablukasının ABD hava köprüsü sayesinde kırılması ve ilk Sovyet atom bombasının patlatılması... Bu gelişmeler Avrupa'ya, sonraları anıldığı gibi soğuk değil sıcak bir savaşın ne kadar yakın olduğunu hatırlatıyordu.

Cesur bir girişim
Almanya 23 Mayıs 1949 Anayasa'sı ile içişlerinde bağımsızlığa kavuşmuş ve çelik üretiminde artış planlamakta, ABD ve İngiltere ise Almanya'nın yeniden güçlenmesini ve NATO'ya dahil edilmesini Sovyet tehlikesi karşısında elzem hamleler addediyorlardı. Sovyetler ise bu niyetlerin hayata geçirilmesine karşı koyacaklarını hatırlatmaktaydılar. Bu açmazlar karşısında o günlerde Avrupa'da inisiyatif alma zorunda olan ülke Fransa'ydı.

Fransa kendi bekası için Almanya tehlikesini kalıcı bir şekilde bertaraf etmek, ancak bunu yaparken müttefiklerine, Sovyet yayılmacılığına meydan veriyor izlenimi yaratmamak zorundaydı. ABD ve İngiltere, Fransa'dan "Alman sorunu"na artık kalıcı bir çare bulmasını istemiş ve üç dışişleri bakanının 10 Mayıs 1950 günü Londra'da buluşması kararlaştırılmıştı. İşte o gün Fransız Bakan Robert Schuman'ın çantasından, arifesi 9 Mayıs günü Almanya Şansölyesi Konrad Adenauer'in tam mutabakatını almış ve karşılıklı basın toplantılarıyla dünya kamuoyuna açıklanmış Schuman Bildirisi çıkmıştı. Bu, Adenauer'in deyimiyle cesur ve cömert bir girişimdi. Fransa bu girişimle Sovyetlerin şimşeklerini çekmeden, ABD ve İngiltere ile zıtlaşmadan Almanya'yı Batı'ya perçinlemiş, aynı zamanda özellikle çelik üretimine getirilen ortaklık sayesinde, birbirleriyle yıkıcı bir rekabet içinde olan ulusal kartellerin savaştan perişan çıkmış Avrupa'da yaratacakları iktisadi kaosun önünü kesmişti.

Bu girişim, birleşmiş bir Avrupa'nın temeline barışı oturtan dahiyane, uzun görüşlü ve stratejik bir siyasi iradenin ürünüdür. Schuman Bildirisi'nin somut ve hemen hayata geçirilen özelliğiyse Fransa ve Almanya'nın kömür ile çelik üretimlerinin denetimini ulusüstü bir otoriteye teslim ederek silah üretiminin en hayati iki girdisini denetleme imkânına birlikte kavuşmalarıydı. Bu anlamda AB'nin kuruluşuna temel oluşturan Schuman Bildirisi iktisadı araçlaştıran siyasi bir iradedir.

Geçtiğimiz elli yıl boyunca bu ortaklığın perçinlendiğini, tek para birimi sayesinde de ulusal ekonomilerin birbirleriyle azami bir entegrasyona gittiklerini görüyoruz. Monnet'nin şu öngörüsü gerçekleşiyor: "Münferit ülkelerin kazançları kendi çabaları, komşularına karşı elde ettikleri avantajlar ve komşularına taşırabildikleri sorunlarla sınırlıdır. Halbuki topluluk içerisinde her üyenin avantajı geriye kalan üyelerin refahına neden oluşturur." (J. Monnet, Mémoires, Fayard, Paris, 1976). Bugün AB, ortak çıkarlar zemininde biçimlenen ve şimdi 375 milyon ilerde de 550 milyon Avrupalıyı kucaklayacak olan bir refah, güvenlik ve istikrar topluluğudur.

Bu insan topluluğu bugünkü konumuna askeri zihniyetlerin esaretinde derin acılar yaşayarak gelmiştir. Askeri etkinliğin maddi ve manevi olarak en pahalı insan etkinliği olduğunu ve üstelik askeri çözümlerin kalıcı olmadıklarını tecrübe ve akılla beynine ve genlerine nakşetmiştir. Diğerkamlığı esas alarak kurduğu ortaklıklar askeri zihniyeti reddetmekle kalmazlar, bu zihniyet olmadıkça var olabilirler. Çünkü askeri etkinlik tüketir, "consume" kökünde ifade edildiği gibi "yakar", refah toplumunda ise üretken faaliyet esastır. O yüzdendir ki Batılı için zor kullanmak ve savaşmak en son ve en kötü çaredir. O yüzdendir ki Batı'da güvenlik ve savunma politikaları salt askerlere bırakılmayacak kadar ciddi ve hayati konulardır. Bu yaklaşımların en yakın örneği Batı'nın Miloseviç rejimi ile olan sorunlarına, her şeye rağmen yıllarca diyalogla çare aramış olmasıdır. Aynı bugün Makedonya'da taraflara savaşarak bir şey halledemeyeceklerini anlatmaya çalıştığı gibi.

Modernitenin ikilemi
Günümüzde AB'nin periferisinde birbirleriyle itişip kakışan ülkelerin, bencil tutkuların yerine ortak çıkarlardan hareket eden AB'nin kurucu zihniyetinden ve işleyişinden alacakları çok feyz var. Bu ülkeler arasında ise Türkiye, belki bugün en fazla feyz almaya muhtaç olanı. Üstelik 1920'lerde bu ikilemleri kavramış ve ifade etmiş olan Atatürk'e rağmen: "Efendiler kılınçla fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara binnetice terki mevki etmeye mahkûmdur. Mesela Fransızlar Kanada'da kılınç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmişti. Bir müddet kılınçla saban yekdiğeriyle mücadele etti ve nihayet saban galebe çalarak İngilizler Kanada'ya sahip oldular." (İzmir İktisat Kongresi açış konuşması, in G. Ökçün, Türkiye İktisat Kongresi 1923 İzmir, Ankara SBF Yayınları 1971). Modernitenin kurucu ikilemlerinden biri olan "tutkulara karşı çıkarlar" ikileminin böylesine güçlü bir ifadesini o tarihlerde Batı dışında bulmak herhalde pek güçtür.

İfade "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesiyle pekiştirildiğinde Atatürk'ün vasiyetlerine uyulduğunu söylemek epey zor bugün. Askeriyenin ülkedeki maddi ve manevi ağırlığı, kadiri mutlakiyeti, yurtta ve cihanda ülke istikrarının nasıl gerçekleşebileceği konusundaki görüşleri, Atatürk'ün ifade ettiği siyasi felsefeyle neredeyse taban tabana zıt. Türkiye, Cumhuriyet'in kuruluşundan beri geçen zaman içerisinde iç ve dış istikrarı sadece asayişi temin etmek olarak anlamış ve top, tüfek ve zaptiyeyle temin edilen istikrar kalıcı olamayacağından her defasında daha yüksek dozda askeri yönteme başvurmak zorunda kalmıştır. Bu durumu sadece "içimiz dışımız düşman dolu" şablonuyla açıklamak mümkün değildir.

Atatürk'ün dile getirdiği ikilemde terazinin askeri olmayan kefesinde birey, toplum ve sivillik vardır, ancak bunlar devletin bekası denildiğinde muteber ve güvenilir olmayan dinamikleri temsil ederler. O yüzden Türkiye ne içerde ne dışarda, sorunlara ortak çareler arayan ve üreten bir ülke olamamıştır.

Bugün gelinen yerde ülkenin maddi ve manevi olarak tıkanmasının nedenlerinden biri Soğuk Savaş sonrasında hasmane ilişkilerin yerini yeni ortaklık arayışlarına bıraktığı bir dünyada giderek artan ideolojik yalnızlığıdır. Ülkenin bu dünya koşullarında askercilik oynamayı sürdürmesi mümkün değildir. İstikrar, refah ve güvenliğini içte ve bulunduğu coğrafyada askeri olmayan mecralarla kalıcı bir biçimde tesis etmek ve gerçek bir bölgesel istikrar odağı olma kısmetini elde ettiği AB adaylığı konumunda ise ne inandırıcıdır ne de gerekli.

(Editörümüz Cengiz Aktar'ın bu yazısı, 19 Ağustos 2001 tarihinde, Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.)


Diğer yazılar için tıklayın


AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla