



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
15. 08. 2006 |
İsrail'i Tel'in Etmek İçin
Batı'ya Düşman Olmak mı Gerekiyor?
Geçen makalenin sonunda Lübnan'ın güneyinde konuşlandırılacak
"barış" gücüne Türkiye'den verilecek askerî desteğin kolay olmayacağı
gözlemini yapmış ve tarafların hiçbirine yaranamıyacağımızı yazmıştım.
Makaleye buradan ve İsrail'den gelen tepkiler meseleye taraf tutmadan
yaklaşan ister barışgücü askeri ister köşe yazarı olsun kimsenin
işinin kolay olmayacağını gösteriyor. İsrailli okur su götürmez
tarihî haklarından dem vuruyor, buradaki İsrail karşıtı okur ise
meseleye 1948 gözlüğüyle yaklaşıp İsrail'in yok edilmesini temenni
ediyor.

İsrail'in yaptıklarının ve ABD'nin şartsız desteğinin savunulacak
hiçbir tarafı yok. Yaptıkları ahlakî ve insanî açıdan kabul edilecek
cinsten değil. Salt askerî açıdan dahi yanlış. Daha uzun vadede
ülkelerinin bekâsını tehlikeye atacak kadar akıldışı bir saldırı
bu. Ama karşılık olarak geçen hafta Londra'da ortaya çıkartılan
ve Lübnan'da olup bitenle alâkası olduğu aşikâr terörist komplonun
gerçekleşememiş olmasına, kimileri gibi üzülmek mümkün mü? Tercih
daima kırk katırla kırk satır arasında mı olacak? Bu şiddet-karşışiddet
sarmalı bölgeyle birlikte akıl ve kalplerimizi de tüketiyor.

Savaş
Batı düşmanlığını körüklüyor
Adını koyalım, İsrail'in Lübnan saldırısı ve savaşa Türkiye'de
verilen tepki, önü alınmaz bir Yahudi ve topyekûn Batı düşmanlığına
dönüşmüş durumda. Televizyondaki feci görüntülerle beslenen bu
nefret, kurunun yanında yaşın da yandığı, sapla samanın karıştığı
karmaşık bir ruh ve şuur haline tekabül ediyor. Toplumdaki haklı
isyan, bölge sorunları konusundaki müzmin bilgi eksikliğiyle birleşince
mesele tıpkı karikatür krizinde olduğu gibi bir İslâm-Batı zıtlaşması
şeklini alıyor. Halbuki Batı'nın topyekûn İsrail'in arkasında
olduğunu söylemek abesle iştigal.

İsrail ordusu'nun marifetiyle her haberde karşımıza
çıkan vahşet görüntüleri doğal olarak İsrail'in lânetlenmesine,
direnen Hizbullah'ın da yüceltilmesine yol açıyor. Ancak Lübnanlı
Marunî Hristiyan kadının Hizbullah lideri Nasrullah'ın adını haykırması,
onun Lübnanlı Şiilerin siyasetine ve dünya görüşlerine pâye verdiği
anlamına gelmiyor.

Hizbullah-Suriye-İran üçlüsünün mazlumların gönüllerinde taht
kurarak bölgede tartışmasız bir hakimiyet tesis etmekte olduklarına
düşünmek için bölgedeki dengelerden bihaber olmak yeterli. Tıpkı
burada olduğu gibi. Bu anlamda "şii hilâli"nin kayıtsız şartsız
bir hâkimiyet kurması olasılığına bölgede bizdekilerden başka
heyecanlanan yok. Aksine Şii olmayan Arap kitlelerde bugünkü gidişatın
yarattığı derin bir tedirginlik hâkim. Hem şii hilâlinin ne olduğunu,
hem de bu hilâlin İsrail'in saldırısıyla güçlendiğini bildiklerinden.
Sonuçta Şii olmayan Araplar da iki cami arasında binamaz durumda.

Saldırgan
İsrail'in bölgede alternatifi olarak sunulmaya çalışılan ve desteklenmeleri
gerektiği söylenen rejim ve partilere bir bakar mısınız? Lübnan'ın
zengin mozağiğinin beşte birine tekabül eden Şiilerin bir bölümünü
temsil eden totaliter Hizbullah; %75'i Sünnî olan nüfusunun nefret
ettiği Nusayrî Şii azınlık tarafından yönetilen ve son kartlarını
oynayan Suriye; birey ve toplum hayatını kendi bildiği gibi kısıtlama
konusunda sayısız totaliter karara imza atmış bir mollakrasiyle
yönetilen İran!

Örneğin komşuda yakın zamanda şu son nezih gelişmeler olmuş: Cumhurbaşkanı
Ahmedinejat Lübnan savaşının bölgedeki laik rejimlerin
de sonunu getireceğini buyurmuş. (Dikkat edilirse Kaideci Sünnî
terörist Zevahiri de Türkiye'yi dini yozlaştırmakla itham
ediyor.) İslâm Cumhuriyeti'ne yaraşır yeni kılık kıyafet kanununda
ise Zerdüşt kadınların yeşil, Hıristiyanların kırmızı, Yahudilerin
ise sarı çarşaf giymelerini öngören bir kararnameden söz ediliyor.

Bu savaşın tarafları arasında seçim yapmak diye bir keyfiyet
olabilir mi?

Bu savaşın tutulacak bir tarafı yok. Yürürlüğe giren ateşkesin
tüm olumsuzluk ve zorluğa rağmen barış getirmesi temennisiyle.






Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|