Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 27. 06. 2006

Beterin beteri: Mültecilik hâli

Bugün Dünya Mülteci Günü. Dünyada muhtemelen en beter durumda olan insanların günü. Yeri yurdu dahi olmadığından yoksuldan da yoksul olanların, sadece toplu halde denizde boğulduklarında veya kamyon kasalarında telef olduklarında haber olanların, lânetlilerin günü.

Kimse keyfinden göç etmez
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (MYK) verilerine göre dünyada 21 milyon insan ülkelerinin korumasını kaybetmiş, dolayısıyla uluslararası camianın korumasına muhtaç durumda. Bunların 8.4 milyonu sığınmacı, 6.6'sı ülkeleri içinde yerinden olmuş olanlar, 2.4'ü vatansızlar, 1.6'sı geri dönmüş olmalarına rağmen MYK korumasına ihtiyacı olanlar, 700.000'iyse iltica talebinde bulunanlar. Türkiye'den gelip iltica talebinde bulunanların sayısı 1990'larda 30-50.000 arasında seyrederken 2005'te 11.626'ya kadar inmiş. Sığınmacıların 10.310'u AB ülkelerinde. Türkiye'den gelen mülteciler Avrupa'da Rusya, Sırbistan ve Çin'den sonra dördüncü sırada.

Mültecilik hâli kaynak ülkenin genel insan hakları siciliyle birebir alâkalı. Dünyada kimse keyfinden göç etmediğinden onu doğduğu yeri terketmeye zorlayan siyasî veya ekonomik bir sorun var demektir. Buradan kaçanlar için de bu böyle.

Türkiye'deki mülteci ve göçmenlerin durum ise berbat. Ülkemiz son yılların en işlek uluslararası göç yollarından birisi haline geldi. Her ne kadar Avrupa'ya gitmek için bir sıçrama tahtası olarak görülse de Türkiye artık fiiliyatta göç alan ülke konumunda. Bu göçle çağdaş bir biçimde başedebilmek için gereken hukukî ve idarî altyapı ise namevcut. Başta İstanbul ve giriş kapıları olan doğu illerinde, kaçış kapıları olan batı illerinde kaçakların maruz kaldıkları muamele kaçak olma suçuyla açıklanamayacak kadar gayri insanî boyutlarda.

Kaçak insan ticareti
Türkiye'de bir milyon civarında kaçak yabancı olduğu söyleniyor. Eski komünist ülkelerden gelerek kayıtdışı çalışan bir grup ve Batı'ya göç etmeye çalışan ve sayıları hızla artan Kara Afrika, Batı Asya ve Ortadoğu ülkelerinden gelen bir diğer grup. Kolluk kuvvetlerinin yılda ortalama 50-90.000 arasında değişen kaçak yakaladığı belirtiliyor. Ama hepsinin ülkelerine geri yollandığı şüpheli. Bu insanların çoğu insan ticareti neticesinde Türkiye'ye geliyor. İrili ufaklı herkesin nemalandığı bu kirli ticaretin yıllık cirosu dünyada 10 milyar doların çok üstünde.

Bu insanlar arasında Türkiye'den sığınma talebinde bulunup "geçici koruma" statüsü elde etmiş 7300 mülteci var. Statü geçici olduğundan bu insanların sağlık dışında hiç bir sosyal hakkı yok. Bu grup %60 İranlılar, %20 Iraklılar ve Kara Afrikalılardan oluşuyor. Geçici koruma, "sana bir üçüncü ülkeye gönderilinceye kadar müsamaha gösteriyorum" demek. Zira Türkiye, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan uluslararası hukukun temel taşlarından biri olan 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi'ne koyduğu coğrafî çekince uyarınca eski Sovyetler Birliği ülkeleri de dahil olmak üzere sadece Avrupa'dan gelecek iltica taleplerini işleme koyar. Bu statüde ülkemizde mülteci kâbul edilen 2000 civarında Çeçen var ancak hiçbirinin gereken sosyal hakkı yok.

Hukuk ve idarenin tamamen yetersiz kaldığı bu soruna sivil toplum elden geldiğince el atmış. Ankara'da Af Örgütü, Baro ve Sığınmacılar Göçmenlerle Dayanışma Derneği, İstanbul'da ise altı kuruluşu biraraya getiren Mülteciler STK platformu ve İnsanî Yardım Vakfı görmezden gelinen bu insanlara yardım ediyor. İstanbul Platformu bu akşam saat 6'da Elmadağ Vatikan elçiliği binasında bir etkinlik düzenliyor.

Göç ve iltica konularında Türkiye'nin bir an önce acıma ve hissiyat dolu, eşitsiz ve istikrarsız bir insan ilişkisine işaret eden "hoşgörü" yaklaşımından çağdaş, hukukî ve diğerkâm "iltica" kavramına geçmesi gerekiyor.



















Bu yazı Vatan Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

 
Cengiz Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi



Diğer yazılar için tıklayın


AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla