Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 16. 06. 2006

Pazartesi günü Lüksemburg'da ne oldu?

Kıbrıs Cumhuriyeti muhtemelen Yunanistan'ın perde arkası desteğiyle, aday ülke Türkiye ile AB Bilim ve Araştırma başlığının açılacağı Hükümetlerarası Konferans tabir edilen toplantıda AB tarafının Ortak Müzakere Tutum Belgesi'nde Gümrük Birliği ek protokolunun onaylanıp, uygulanmasına atıfta bulunulmasını talep etti. Doğululuğun verdiği acelecilikle kartlarını erken açtı ve maraza çıkarttı. Halbuki bu başlığın içeriğinin, örneğin Mersin limanının Kıbrıs Cumhuriyeti gemilerine açılmasının Bilim ve Araştırma ile uzaktan yakından bir alakası yok. Girişimin arkasında Dışişleri Bakanı Yakovu'nun son toplantısı olması nedeniyle son bir "tarihe geçme" çabası olduğu da söylendi. Her hal ve kârda Kıbrıslı Rumlar imkânsızı istediklerinden talepleri yuvarlak bir formülle geçiştirildi".

Ancak bu müzakerelerin âkibeti için bir gösterge mahiyetinde. Kıbrıs Cumhuriyeti, dış politikasının tek maddesi olan Türkiye'den öç alma yaklaşımını tüm süreç boyunca sürdürecek. Yıl sonunda Komisyon tarafından hazırlanacak ek protokole uyum raporu şu aralar dile getirildiği gibi bir yıl ertelense de gümrük birliğini doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren epeyi bir başlık var. Pazartesi günü Bilim ve Araştırma için bulunan formüller bu başlıklara sıra geldiğinde bulunamayabilir, başlıklar Kıbrıs'ın muhalefetiyle açılamıyabilir, açılsa kapanamıyabilir.

Kıbrıs'ın tahribat gücünü küçümsememek
Ankara'nın AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anlam ve önemi konusunda gerçeklerden çok uzak bir yaklaşımı var. İlkin AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tahribat gücünü hiçbir zaman azımsamamak gerekiyor. Oy hakkına sahip bu ülke Türkiye karşıtı politikasına diğer ülkelerden elde edemediği desteğin acısını başka şekilde çıkartır. Hele AB'nin içinde bulunduğu bu zayıf dönemde. Nitekim "Yeni Komşuluk" politikası çerçevesinde üç Kafkas ülkesine yapılacak bir yardımın tümünü, Kıbrıs'ın kuzeyine uçak indiren Azerbaycan'ı cezalandırmak için vetolamışlardı.

İkincisi, diğer AB ülkeleriyle olan diyaloğumuzda ikide birde "70 milyonluk Türkiye'ye 700.000 kişilik Kıbrıs'ı mı tercih edeceksiniz" yaklaşımı AB işlerini, küçük ülkelerin büyüklerin kararlarına uyması gerektiğini ima eden bir kelle hesabına indirgiyor ve diğer küçük üyelerin tepkisini çekiyor.

Fiilî müzakere iş yapmakla olur
Diğer taraftan, müzakere eden başka hiçbir ülkede kullanılmayan "fiilî müzakere" diye bir lakırdı üretildi. Halbuki fiilî müzakere tarama ile başladı. Olsa olsa "başlığın açılması" denebilir. Müzakerenin ilk ayağı olan, bir başlığın açılıp açılmayacağını belirleyen ve son derece önemli bir çalışma olan tarama süreci yıllardır küçümsenince böyle şöyler uyduruluyor. Keza "fiilî müzakere" lafı kıran kırana müzakere edileceği intibasını uyandırıyor ki, bu da maalesef gerçekten uzak. Aday ülke AB mevzuatının neredeyse tamamını olduğu gibi kabulleniyor. Müzakere ya da daha doğrusu pazarlık bu mevzuatın uygulanmasında istenebilecek olan geçiş süreleriyle alakalı. Bu süreleri isteyebilmek için de tarafsız etki analizleri yapmak lâzım. Böyle bir çaba ortada yok.

Türkiye AB ile bütünleşme yolunda, Kıbrıs da AB üyesi olduğu sürece Kıbrıs sorunu ilişkinin bir yerinde daima devrede olacaktır. Aylardır söylediğimiz gibi marifet AB uyum çalışmalarına dört elle sarılıp işi lâyıkıyle yaparak diğer aday ülkelerin tam desteğini almak ve Kıbrıs ipoteğinin etkisini azaltmaktır. Örneğin geçici olarak kapatılan Bilim ve Araştırma başlığında "Araştırma için 7. Çerçeve Program"a (ÇP) vereceğimiz katkı payı konusundaki pazarlığı bir an önce bu işten sorumlu Komiser ile en üst düzeyde görüşerek çözüme ulaştırmak gerekiyor. Zira eğer bu gerçekleşmez ve Türkiye gelecek yıl başlayacak 7.ÇP'nin dışında kalırsa Bilim ve Araştırma başlığı yeniden açılır.

Kıbrıs meselesi sadece Türkiye'nin AB sürecini değil Türkiye-AB ilişkilerini de esir almış durumda. Kıbrıs ile uğraşmaktan sürecin özünü ve önemini ne biz ne AB görebiliyor artık...




















Bu yazı Vatan Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

 
Cengiz Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi



Diğer yazılar için tıklayın


AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla