



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
25. 05. 2006 |
Fetih kutlamaları
Fethin
telaffuz edilemeyecek kadar eskiye dayanan beşyüz küsuruncu sene-i
devriyesini idrak ettik. Son yıllarda âdet olduğu üzere yine abuk
sabuk temsiller ve çoğu tarihî bilimsellikten uzak konferanslar
düzenlendi. Türk-İslâm sentezinin iyiden iyiye cisimleştiği bir
ortamda kutlamaların coşkusu göze batıyordu.

Osmanlı'da böyle bir kutlama adeti olmadığı söylenir. Fetih kutlamaları
ilk kez 1938'de fethin beşyüzüncü yılına hazırlık maksadıyla dile
getirilmiş. 1939'dan itibaren Cumhurbaşkanı İnönü ve Refik
Saydam hükümetleri hazırlıkların destekçisi ve takipçisi olmuşlar.
İstanbul Fetih Cemiyeti'nin kuruluşu ve tüm çalışmalar
devletin tasarrufunda yürümüş. Diğer bir deyişle, işler, sık sık
işittiğimiz "1953'te Menderes hükümetinin antilaik kesime hediyesi"
olarak cereyan etmemiş. Ancak kutlama öncesinde 1953'e dek süren
tartışmada Türk-İslâm sentezi arayışında olan çevrelerce 1923-1938
döneminin rövanşını hazırlayacak ilk adım olarak algılandığı görülüyor.
Örneğin fetih kutlamasıyla kentin yeniden fethedileceği gibi ifadelerin
içi, bu dönemde dile getirilmeye başlanan Ayasofya'nın
tekrar ibadete açılması talepleriyle dolduruluyor.

1953 ruhu
Bu dönemin rövanş ve yeniden doğuşla yoğrulan ruh halini herhalde
en sadık biçimde "101 Çerçeve" kitabında bulunan "500.
yıla doğru" makalesinde Necip Fazıl Kısakürek dile
getirir: "Bir gün Fatih, sandukasının ihtiyar kapağını genç omuzlarıyla
kaldırıp ufkî (yatay) vaziyetten şakulî (dikey) hâle gelecek ve
İstanbul'un Divan Yolu'nda görünecektir! Bir gün onu, kâfurdan
yontulmuş asîl ve mevzun parmaklarıyla kılıcının kabzasını kavramış,
zarif ve ince endamıyla bir masaya eğilmiş ve gök gözleriyle dünya
haritasını süzmeğe başlamış göreceğiz. O gün, dünya ve insanlık
muhasebesinde, Türk milletine ait hakların, Türk milletinin içinde
ve dışında terazi kefesine konacağı ân olacaktır. İşte o gün başımızda
bulunacak yüceler yücesi, günün gerektireceği üstün kurtarıcılık
vasıflarına göre, ruhuyla olduğu kadar cismiyle de Fatih'ten başkası
olmayacaktır! Zira Türk milletinin içindeki Fatihlerin harekete
geçmeleriyle, onun, aynen sandukasını devirmiş, ayağa kalkmış
ve kalabalıkların önüne geçmiş vaziyette meydana çıkması, iki
hayali birbirine tıpatıp intibak ettirici en mesut ahengi doğuracaktır!"
.

Necip Fazıl'ın tasvir ettiği Fatih, acıklı bir lumpenliğin hâkim
olduğu müteakip kutlamalarda kendisini canlandıran lastik pabuçlu
belediye memuru değil elbet. Ancak temenni ettiği fütuhat ruhu
ortalığı saran Türk-İslâm sentezi ruhuyla pek güzel örtüşüyor.

Dünyada benzeri olmayan bir kutlama
Dünya'da Konstantinopolis gibi fethedilmiş olan sayısız kent var.
İstanbul'da yapılan kutlama benzeri bir etkinlik duyulmamıştır.
"İstanbul başkadır" denecektir. Her kent kendi açısından önemli
olduğu gibi İstanbul'un bugünkü durumu bu "ağır ve heybetli önem"e
yakışmayacak kadar kötü. Şehrin altyapısı "feth" sözcüğünün bir
diğer anlamı olan "kıyamet günü" nü andırıyor. Ama belki en
vahimi, bugünkü İstanbul, 1453 sonrasında Fatih'in binâ ettiği,
sözcüğün her anlamında kozmopolit bir kentin zenginliğinden epeyi
uzak.

29
Mayıs günü, hakkında pek az bilgi sahibi olduğumuz, fetih sonrasında
pek çok farklı din ve unsuru barış içerisinde bir arada yaşatabilen
dünya imparatorluğu Osmanlı'yı tanımamız için bir etkinlik günü
olmalı. Bugün olduğu gibi toplumun sadece belli bir kesimi tarafından
sahiplenilen ve çoğu zaman da yanlış sahiplenilen, tamamen dışlayıcı,
buram buram hamaset ve fütuhat kokan, hûrafeler üzerine binâ edilmiş
mitolojik bir temsil değil.













Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|