Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 25. 05. 2006

Bu işten kimseye hayır gelmez!

Danıştay baskını ve işlenen cinayetle kuşkusuz yeni bir döneme girildi. Günlerdir bu vahim ve menfur vaka hakkında ve etrafında yorum yazılıyor; her seviyede sert tartışmalar cereyan ediyor. Göze çarpan en revaçta açıklama veya imâ bu işin derin devlet tarafından tertip edilmiş olduğu yönünde.

Bu iş komplo mantığının kısırlığıyla açıklanamayacak kadar etraflı ve toplumsal uzantılan olan bir işe benziyor. Baskın ve cinayete sesli veya sessiz tepki veren laik, antilaik ve bu kutuplaşmayı reddeden üçüncü bir gruba dahil olanların istismar edildiklerini düşünmek siyasî hataların devamına yol açar. Her parti açısından ve özellikle de hükümet açısından.

"Türkiye laiktir laik kalacak" sloganını bindirilmiş kıtalardan bir amigo başlatmış olabilir. Muhalefet her daim olduğu gibi bu trajediyi de kullanmak istiyor olabilir. Ama cenazede ve Anıtkabir'de bu sloganı can-ı gönülden tekrar eden ve başörtüsünden korkan kadın kitlenin, manipülasyon kurbanı kadınlardan oluştuğunu düşünmek birşeyleri hep görmezden gelmek değil mi?

Memlekette maalesef Danıştay cinayeti veya Trabzon'daki rahip cinayetini tasvip edenlerin de bulunduğunu gizlemenin alemi var mı?

Ülkedeki kutuplaşma ezber bozan tahliller ve sıcak gazetecilik gerektiriyor.

Muhafazakâr demokratlıktan muhafazakâr milliyetçiliğe
Hükümet olduktan Kasım 2002'den AB ile müzakereye başlama kararının alındığı Aralık 2004'e kadar olan dönemde AKP gayet pragmatik bir yaklaşımla, başlamış bulunan IMF ve AB süreçlerine sahip çıkti ve bunların gereklerini yerine getirdi. Bunu yaparken içerik itibariyle çok cesur kararlar aldı, muhafazakar bir siyasî oluşumdan beklenmeyecek kadar ezber bozucu oldu. Devletin merkezinden daima uzakta tutulmuş ve çevreden çıkmış olması, dolayısıyla kimseye gebe olmaması pragmatik yaklaşımının garantisiydi. Keza ilk dönem Anavatan gibi farklı görüşleri barındırıyor olması AKP'yi tek bir ideolojinin dar kalıplarından korudu.

Ama diğer taraftan bu pragmatizm ve ideoloji eksikliği, ilkesizliğe de ortam hazırladı. Kısa zamanda elde edilen başarılar AKP'yi özellikle 17 Aralık 2004 sonrasında zafer sarhoşu etti. Yeniden seçilme refleksi, ekonomik ve politik başarılan seçime tahvil etme yaklaşımını tetikledi. Ülkede bir dip dalgası halinde gelişen, Irak savaşı ve Avrupa'dan gelen dışlayıcı beyan ve kararların da tuz biber ektiği muhafazakar-milliyetci hissiyat ve fikriyat, partiyi bunlara paye vermeye teşvik etti. Reform durdu, kontr reform süreci başladı.

AKP bu bulanık ortamda ve umulanın aksine, seçim de kazanır, oyunu da artırır ama bu zafer uzun soluklu olmaz. Zira muhafazakar-milliyetci bir taban, AKP'nin 2002 sonrasında değişimin icracısı kimliğiyle içeride ve dışarıda kazandığı prestiji tekrar sağlamasına dar gelir. Ne Türkiye'yi ne kendisini ayakta tutmaya yetmez.

Toparlanma mümkün mü?
Girdiğimiz dönem hükümeti reformist çizgiye geri döndürür mü? AKP yetkililerinin hadiseyi nasıl algıladığını işitince umutlanmak kolay değil.

İçerde Abdüllatif Şener ve bir nebze Abdullah Gül'ün temsil ettiği, Başbakan'in da dış gezilerde ballandırarak tasfir ettiği "muhafazakar müslüman" ya da "müslüman demokrat" yaklaşım ve bunun ülkenin istikrar ve prestijine vereceği ivme bugün artık tamamen sözde kalmıştır. Hafta sonu Davos Forumu'nün Mısır'daki toplantısında Başbakan her ne kadar "hiçbir şey olmadı, her şey yoluna girecek" mesajı verse de İngiltere'nin Economist dergisi ayın başında "Türkiye'nin hükümeti AB'ye sırt çeviriyor olabilir" diye başyazı yazıyor artık.

AKP'ye ve Türkiye'ye yeniden 2002 ile 2004 arasında olduğu gibi bir değişim heyecanı gerekiyor. İş işten, hem de kalıcı bir şekilde geçmeden. Reform ve değişimi sürdürmek gelecek komploları engellemenin yegâne çaresi.
















Bu yazı Vatan Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

 
Cengiz Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi



Diğer yazılar için tıklayın


AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla