Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 25. 05. 2006

Ermeni meselesi değil,
Fransız-Türk ilişkileri

Fransa'nın Ermeni meselesindeki tavrını "gelecek yılki seçimlerde 280 bin Anadolu kökenli Ermeni Fransız'ın oyunu almak için harekete geçen politikacıların işi" diyerek açıklamak mümkün değil. Her Ermeni asıllı Fransız'ın seçmen olduğunu varsaysak dahi toplam 41 milyon Fransız seçmeni arasında bu nüfus %1 dahi etmiyor. Kaldı ki Ermenilerin topyekûn bir partiye oy attıkları varit değil. Toplu cemaat oyları daha çok Amerika'da olan bir şey.

Fransa'nın ayın 18'inde Meclis'te görüşeceği yasa tasarısını Ermeni meselesinden ziyade Fransa-Türkiye ilişkileri bağlamında anlamaya çalışmak belki daha anlamlı.

Şizofren ilişkiler
Fransa-Türkiye ilişkileri tamamen şizofrenik bir şekilde cereyan ediyor. Ekonomi cenahında Fransız şirketleri her sektörde Türkiye'de yatırım yapıyor. Banka evlilikleri, satın almalar, yeni yatırımlar ardı ardına gerçekleşliyor. Özellikle İstanbul'da hatırı sayılır bir Fransız profesyonel çalışıyor. Eğitimde asırlık pek çok kurum hizmet veriyor. Sanat-kültür konularında pek çok ortak proje hayata geçiyor, yenilerinin hazırlığı yapılıyor. Ülkemizde özellikle tarih, arkeoloji ve şehircilikte kayda değer bilimsel çalışmalar yürüten Fransız kuruluşlar var. Fransız turist sayısı her daim gözle görülür rakamlarda seyrediyor.

Fransa'da ise nispeten sorunsuz 340 bin civarında bir Türk nüfus var. Bunların aralarında sanat, edebiyat ve bilim dünyasında isim yapmış pek çok kişilik bulunuyor.

Bütün bunlara karşılık siyaset cenahında ilişkiler genelde berbat. Fransız siyasetçiler 1970'lerin başından beri Ermeni meselesinde Türkiye'deki resmî duruşun aksi yönünde girişimlerde bulunuyor veya bu tip girişimleri destekliyorlar. Asala örgütünün terör faaliyetlerini doğrudan desteklemeseler de bunların ardında haklı bir dava olduğunu imâ eden bir tavır içerisinde oldular. Keza Kürt sorununda Cumhurbaşkanı Mitterrand zamanında kısır bir Kürt politikaları mevcuttu. Fransız siyasetçi ve kamuoyunun Türkiye'nin siyasî sorunlarına bakışı daima azınlıklar üzerinden olmuş ve onlara duyulan sempatiyle sınırlı kalmıştır. Ülkenin genelinin yaşadığı sorunlar, örneğin 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında oluşan totaliter ortam hiç bir zaman Fransa'da yankı bulmadı, empati yaratmadı.

Fransız üst düzey politikacılar Türkiye'yi ziyaret etmekte her zaman çok zorlandılar. 1968'te Charles de Gaulle ve 1992'de iktidarının son yıllarında François Mitterrand dışında Cumhuriyet tarihinde başka bir ziyaret bilinmiyor. Daha yakın zamanda Türkiye'nin AB ilişkisinde Cumhurbaşkanı Chirac'ın adaylığımızı teslim eden 1999 Helsinki kararının alınmasında oynadığı olumlu rolün dışında kayda değer bir olumlu gelişme olmadı. Bilakis Fransız politikacıların ezici çoğunluğu farklı nedenlerden de olsa sonuçta Türkiye'nin üyeliğine karşı. 2004'ün başından itibaren şekillenen ve yapısallaşan bu tutum artık Türkiye'nin AB ilişkisini belirleyen bir etken halini aldı. Geçtiğimiz yedi aylık müzakere döneminde Fransız bürokrasisi Brüksel'de bu karşıtlığı teknik düzlemde somutlaştıran girişimleri sürdürdü.

Ancak bu politika o denli basiretsiz ki bugün bir Fransız şirket Türkiye'de yatırım yapıyorsa bu, AB üyeliğine hazırlık sürecinin getirdiği istikrar sayesinde. Eğer Fransa'nın başını çektiği muhalefet Türkiye'yi AB yolundan çıkartırsa bu gelişme yatırımcı Fransız şirketinin de zararına olacak. Türkiye'nin üyeliğine karşıt olan diğer ülke Avusturya'nın hiç olmazsa burada yatırımı, dolayısıyla kısa vadede kaybedecek bir şeyi yok!

Türkiye ise özellikle Kürt ve Ermeni meseleleriyle ilgili Fransız girişim veya yasaları gündeme geldiği zaman sert beyanlarda bulunmakta. 2001'de Fransız Meclisi'nin kâbul ettiği soykırımı tanıma teklifi yasalaştığında verilen beyanlar ve savrulan tehditlerin aynıları bugün de carî. Bunların retorikten öteye geçmeleri ve yukarıda adı edilen olumlu ilişkileri uzun vâdede zedelemeleri kolay değil. Ama bu şizofren ilişkiyi ilânihaye sürdürmek de kolay değil.

O yüzden Fransa-Türkiye ilişkileri üzerine siyaset, bürokrasi, işdünyası, sivil toplum, her düzlemde ortak platformlar oluşturmak ve uzun soluklu ortaklıklar ve politikalar geliştirebilmek her zamankinden daha acil gözüküyor.



















Bu yazı Vatan Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

 
Cengiz Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi



Diğer yazılar için tıklayın

 

AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla