



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
28. 03. 2006 |
Genişleme politikasına sistemli müdahele
Eğitim Kültür başlığında fiilî müzakerelerin başlatılması konusunda
AB ile Türkiye arasında epeyidir süren ve geçtiğimiz hafta kamuoyuna
yansıyan siyasî bir anlaşmazlık yaşandı. Bu, bazı üye ülkeler
tarafından Türkiye'nin önüne yeni bir engel olarak düşünülmüş
bir hamleydi. Daha genel bir perspektifte ise, AB Konseyinin yani
üye ülkeler politikacılarının genişleme politikasını sulandırmak
amacıyla genişlemenin icracısı olan Komisyon üzerinde kurmaya
çalıştığı tahakkümün somut bir ifadesiydi. Konsey'in Almanya
ve Fransa gibi ağır topları genişlemenin neredeyse son savunucusu
olan Komisyon'un bu duruşunu kabullenmek istemiyor ve genişlemeyi
artık kendi bildikleri şekilde yönlendirmek istiyorlar. Kısa
bir hatırlatma ile başlayalım.


İcraatı
engelleme taktikleri
Komisyon yıl başında, müzakere eden iki ülke Hırvatistan ve Türkiye'nin
Bilim Araştırma ve Eğitim Kültür başlıklarında yapılan taramalar
sonucunda fiilî müzakerelere başlamalarının uygun olduğu yönünde
bir tavsiyeyi Konsey'in takdirine sunmuştu. Konsey yani bu aşamada
Brüksel'deki üye ülke daimî temsilcilikleri Bilim Araştırma'da
bir sorun çıkarmadı ve Dışişleri bakanları kararı teyid etti.
Buna mukabil Eğitim Kültür'de müzakerenin başlamasına yeni ve
işitilmedik "karşılaştırma ölçütleri" (benchmarks) getirilmek
istendi. Dahası, ölçütlerin teknik değil siyasî içerikli olduğu
ve eğitim-kültür konularındaki mâlum meselelere atıfta bulunma
gayretleri olduğu meydana çıktı. Komisyon, aklı selim sahibi birkaç
üye ülke ve Türk yetkililer buna itiraz ettiler. Müzakere Çerçeve
belgesinde "Müzakerelerin dayandığı ilkeler" bölümü dördüncü maddesinin,
diğer taraftan "Adalet Güvenlik Özgürlük" ve "Yargı Temel Haklar"
başlıklarının siyasî kritere ziyadesiyle atıfta bulunduğunu ve
kriteri birebir kapsadığını dile getirdiler. Müzakerelerin ilerleyebilmesi
için yeterli ölçüt ve koşul olduğunu, bunlara yenilerini eklemenin
gereksiz olduğunu söylediler.

Eğer kısa zamanda bir çare bulunmazsa fiilî müzakerelerin daha
siftah edemeden kesilme ihtimalini gündeme getirecek olan bu gelişme
esasında Almanya ve Fransa gibi önemli üye ülkelerin genişleme
politikasına karşı başlattıkları sistemli müdahelenin bir taktiği.
Bu ülkeler geçen Kasım ayında Müzakere Çerçeve belgelerinin orasına
burasına "müzakerelerin gündelik yönetiminde son söz sahibi kendileri
olduğu" ibaresini yerleştirirken bugünkü hesapları yapmaktaydılar.

Parlamento üzerinden manevralar
Genişleme politikasını gözden geçirmek ve baştan aşağıya değiştirmek
isteyen AB'li politikacılar siyasî stratejilerini sadece Konsey
toplantılarında değil Avrupa Parlamentosu'nda (AP) da işletmekteler.
Nitekim yine geçen hafta, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi
başkanı müzmin Türkiye karşıtı Alman Hıristiyan Demokrat Elmar
Brok'un kaleme aldığı genişleme raporu genel kurulda kâbul
edildi. Rapor artık açıkça "ayrıcalıklı ortaklık" denilen içi
boş lafın Komisyon tarafından içinin doldurulmasını istiyor ve
ilerde üyeliğe alternatif bir statü haline gelmesini temenni ediyor.
Bu statü kapsamına girecek ülkeler ise Komisyon'un canla başla
müstakbel üyeliklerini desteklediği Batı Balkanlardaki ülkeler.
"Müzakare eden ülke" Türkiye bu kapsamda değilse de Hıristiyan
Demokratların niyetinin bu olduğu mâlum. AP'deki eski Türkiye
raportörü, Sarkozy'nin Türkiye karşıtı politikasının mimarlarından,
Türkiye antipatisini "onlar girerse Fransa çıkar" demeye kadar
vardıran Frenk politikacı Alain Lamassoure'un Brok raporunu
2007 Fransız seçimleri sonrasında şekillenecek olan yeni AB politikalarının
önemli bir köşe taşı olarak değerlendirmesi tesadüf değil.

Genişleme politikasına sahip çıkılmalı
Bu önemli dip dalgası konusunda müzakere eden ülkelerin, geçen
hafta Ankara'dan yapılan itirazların dışında söyleyecekleri ve
yollarına devam etmekten başka yapabilecekleri pek birşey yok.
AB'nin bugün için belki en değerli ve anlamlı politikası olan
genişleme politikasına karşı başlatılan bu doğrudan saldırıyla
ancak genişlemenin tarihî ve siyasî önemini idrak eden, genişlemeyi
sadece üyelere getireceği malî yük olarak düşünmeyen Belçika,
Finlandiya, İngiltere, İspanya, İsveç gibi eski üyelerle genişlemenin
değerini iyi bilen yeni üyeler başedebilir.








Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
| |
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|