



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
22. 02. 2006 |
Yeni yapay gündem: Müslüman dış politika
Dikkat etmişsinizdir, epeyi bir zamandır Avrupa Birliği işleri
ülkenin gündeminden düştü. 17 Aralık 2004 öncesinde hükümetin
siyasî ve hukukî konularda gösterdiği olağanüstü çaba, birbiri
ardına çıkan uyum paketleri ülkeye o zamana kadar bilinmedik bir
iyimserlik ve özgüven taşımıştı. AB işlerinin iyiden iyiye yavaşlamasıyla
bu olumlu ortam hızla yok oldu ve buna karşılık Türkiye'nin mâlum
marazları gündemdeki yerlerini geri aldılar. Yalnız bu arada bunlara
bir yenisi eklendi: Dış ilişkilerde ve dünyaya verilen mesajlarda
Müslümanlık öğesinin iyice öne çıkması ve bundan kaynaklanan yeni
bir tartışma. Karikatür krizi ve Hamas krizinde bu mesajlar
açık bir şekilde belirgindi.


AB
ve Batı dışında bir Türkiye?
AKP, iki haftadır incelediğimiz karikatür krizinde verdiği mesajlarda,
yazdığı mektuplarda meseleyi özellikle dinî boyutuyla ele aldı.
Meseleye yaklaşımında Batı ile Hıristiyanlığı birbirine karıştırdığı,
zıtlaşmanın da o Hıristiyan Batı ile İslâm arasında cereyan ettiğini
düşündüğü için Türkiye'yi hâliyle İslâm tarafında konuşlandırdı.
Sonuçta AB yolunda ilerlediği varsayılan Türkiye'yi Avrupa'nın,
karşısında değilse de dışında bir ülke olarak sundu. Bu çerçevede
İslam ile Avrupa'yı kimliksel olarak eşdeğer bir konuma getirdi.
Avrupalılığın, içinde İslam kimliğini de barındırması temenni
edilen siyasî/felsefî bir üstkimlik olduğu, bunun da Türkiye'nin
üyeliğiyle tescilleneceği unutuluverdi.

Hamas krizine gelince, heyete verildiği söylenen itidal mesajları
kadar ülkenin diğer ortaklarına verilen veya verilmeyen mesajlar
da önemliydi. Zira bu kadar asil ve iyi niyetli olduğu düşünülen
bir girişimden Filistin-İsrail meselesinin taraf ve müdahil ülke
ve kuruluşları, nasıl haberdar edilmez? Hele bu ülke ve kuruluşlar
Türkiye'nin en yakın olduğu ülke ve kuruluşlarsa... Ve hele bunlar
hükümetin arabuluculuk hevesiyle biran için unutmuş intibasını
verdiği Kürt meselesi, Ermeni sorunsalı, Kıbrıs düğümü, AB müzakereleri
ve IMF ilişkisi gibi Türkiye'nin temel konularındaki ortaklarıysa...
Hükümet Hamas görüşmesi öncesinde, ne şu sırada meselenin meşru
platformu konumundaki AB-ABD-BM-Rusya'dan oluşan kuartete,
ne tam da bu meseleleri konuşmak üzere Ankara'da bulunan Alman
Dışişleri Bakanı Steinmeier'e önbilgi vermemiş.

Sonuçta hükümet dünya devletliğine özenerek arabuluculuk yapayım
derken Hamas'ın üstelik en uç temsilcisini ağırladı. Türkiye'nin
diğer ortaklarıyla arasında tamamen lüzumsuz bir gerginlik yarattı
ve derin soru işaretleri oluşmasına neden oldu. Müslüman dünyasında
Filistin meselesinin hâmisi durumunda olan ülke ve hizipleri bıyık
altından güldürerek sadece tabanının kulağına hoş gelen bir girişimde
bulunmuş oldu.

Örnek
olan AB'li Türkiye, Müslüman Türkiye değil
Arap ve Müslüman dünyasının Türkiye'ye duyduğu ilginin nedeni
Müslüman kimlikli Türkiye'nin Avrupa ile olan ilişkisidir,
dini değil. Nitekim Hamas heyetinin dahi "AB yolunda ilerleyen,
güçlü ve saygın bir ülke olduğunuz için size geldik" dediğini
basından okuduk. Keza AB'nin Türkiye'ye duyduğu ilginin de
nedeni ülkenin dini değil, Müslüman kimliğiyle AB normlarını uygulama
iddiasında olması. Bu temel incelik hükümetin son haftalardaki
icraatında mütemadiyen gözden kaçırılıyor.

Siyasî düzlemde ise, merkezkaç yönelimlere uzak duran, AB ile
birleşme yolunda ilerleyen, komşuları ve kendisiyle barışık, normalleşmiş
bir Türkiye'nin uzun vadede bu coğrafyada güvenlik ve istikrar
kaynağı olan kilit ülke olması temenni ediliyor. Dillere pelesenk
"Türkiye'nin jeostratejik önemi"nin bugün için stratejisiz bir
coğrafyadan ibaret olduğu düşünülürse Türkiye'ye biçilen bu rol
dikkate alınması gereken yeni bir konumlandırmadır. Bu anlamda
Türkiye, AB'ye dahil olabildiği oranda bölgedeki istikrar kaynağının
merkezini oluşturacak. Ve Ortadoğu, Orta Asya, Kafkas ve Balkanlardaki
tarihî ve coğrafî ilgi ve etki alanlarına ancak bu sayede örnek
oluşturabilecek, istikrar ihraç edebilecek.

Bu sürecin yakın zamandaki en çarpıcı örneği İspanya. AB
dinamiğiyle değişimini gerçekleştiren ve bugün Akdeniz, Kuzey
Afrika ve Latin Amerika'daki eski ağırlığını yeni bir zemine oturtan,
Hispanik dünyanın modeli İspanya. Türkiye de kendi coğrafyalarına
benzer bir süreç sonunda Avrupa üzerinden ulaşacak, bugünlerde
sanıldığı gibi başka yollarla ve hemen şimdi değil.





Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|