Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 22. 02. 2006

Karikatür krizinin ülkeye zararları
Geçen haftadan bu yana üzerinde durduğum bu tatsız mesele, Müslüman olarak zikredilen memleketler arasında herhalde en fazla bize zarar verdi. Zira arada kaldık. Daha doğrusu arada kalmamayı pek beceremedik. Bunda hükümetin sorumluluğu olduğu aşikar.


Din ağırlıklı tepkiler
Hükümet ne yazık ki Türkiye'yi mütemadiyen Avrupa veya Batı'ya nazaran diğer tarafta gösterdi. Halbuki yakın zamana dek Türkiye'yi farklı ama AB içerisinde veya çerçevesinde bir ülke olarak takdim ediyordu.

Daha vahimi bu zıtlaşmayı İslam ile Hıristiyanlık arasındaymış gibi sunarak Türkiye'yi İslam dünyasında ve hatta onun temsilcisi konumunda gösterdi. Nitekim tepkileri siyasî ve hukukî olmaktan çok dinîydi.

Bu konuda Başbakanın dünya liderlerine yazdığı mektup açıkça meselenin İslam dünyası ile Hıristiyan dünyası arasında "kutuplaşmaya varan bir gerginlik" meydana getirdiğini iddia ediyor. Meselenin Batı Avrupa tarafından katiyen böyle algılanmadığı, Batı'nın temsil ettiği varsayılan tarafın Hıristiyanlık olmadığı, tüm Hıristiyan ve Musevî din adamlarının karikatürleri kabul edilemez bulduğu halde üstüne basa basa Hıristiyanlık deniyor.

Ayrıca devlet ve hükümet başkanlarına bu gibi konularda "akıl ve sağduyu" ile hareket etmelerini, yani müdahale etmelerini tavsiye ederek Batı'daki hukukî ve siyasî birikimin tamamen aksinde bir öneri getirilmiş.

Halbuki diplomatik planda ülkenin dinî gelişiminin bu ayarda bir karikatürü kaldıramayacağını belirten bir hassasiyet dile getirilebilirdi. Eser Karakaş ve Fikret İlkiz'in hatırlattığı gibi İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi din ve ifade özgürlükleriyle ilgili 9. ve 10. maddeleri uyarınca Strasbourg'da sonucu muhtemelen olumlu olacak bir dava açılabilirdi. Ve esas uzun vadede AB kurumlarını ve özellikle bu gibi konularda laboratuar işlevi gören Avrupa Parlamentosunu göreve çağırarak Müslüman düşmanlığına karşı hukukî çerçeve belirleyecek, ilerde Avrupa çapında bir etik otoriteye dönüşebilecek, Türkiye ile birebir alakası olmayan daha evrensel bir yapının kurulması için çalışılabilirdi. Bunlar halâ mümkün.

O gün bugün 30 Kasım yortusu her yeni Papa tarafından ve Ortodoks Patriği'nin daveti üzerine İstanbul'da kutlanmakta. Geçen Nisan'da vefat eden Papa 1979'da ilk yurtdışı ziyaretlerinden birisini bu münasebetle İstanbul'a yapmıştı. Adeti sürdüren yeni Papa Benediktus da 30 Kasım'da Patrik'in davetine icabet ederek İstanbul'a gelmek üzere harekete geçmiş ancak hükümetin engellemesiyle ziyaret bu yıla kalmıştı.


Rahip Santoro'nun katledilmesi ise başlı başına olumsuz ve Papa suikastı gibi sonuçları uzun vadeli bir gelişme olarak algılanmalı. Karikatür meselesiyle alakalı olarak nümayiş yapılan Müslüman ülkelerden hiçbirinde bir kimse Hıristiyan olduğu için öldürülmedi. İşin ciddiyetine rağmen kriz kötü yönetildi. İstanbul Valisinin dışında başka üst düzey siyasî veya idarî yetkili cenazeyle ilgilenmedi. İlk gün boyunca mütemadiyen kışkırtmadan söz edildi ve iş işten geçtikten sonra bir iki jest yapıldı.

AB ülkeleri tepkileri
Sonuçta İspanya'da bugüne dek Türkiye'nin AB üyeliğini hep desteklemiş olan ve şimdi muhalefette olan Halkçı Parti, İslam dünyası adına konuşan bir Türkiye'nin AB'deki yerini sorgulamaya başladı.

Yine Türkiye'nin AB üyeliğini hep desteklemiş olan ve katledilen rahibin memleketi İtalya'da koalisyon hükümetinin bazı mensupları İspanyollarınkine benzer tepkiler verdiler. Fransa'da hükümet karikatürlerin Fransız gazetelerinde yayımlanması üzerine başlayan nümayişler sonucunda yurttaşlarını Türkiye'nin de dahil olduğu dokuz Müslüman ülkeye seyahat etmemeleri için uyardı. Kuş gribine eklenen bu endişelerin turizme vurabileceği darbenin önemi düşünülecek olursa hükümet ve turizmcilerin hızla Mısır piramitleri katliamı sonrasında Mısırlıların başarıyla yaptığı iletişim benzeri bir kampanya başlatmasında fayda olabilir.

Danimarka'ya gelince, Ankara'daki sefaret, lisan-ı münasiple AB'ye üye olmak isteyen bir ülkede her fırsatta bayraklarının yakılıyor olmasını kabûl edilemez bulduğunu hatırlatıyor. Bazı AKP'li vekillerin Danimarka mallarını boykot etme çağrıları Gümrük Birliği çerçevesindeki yükümlülüklerden dolayı mümkün olmasa da boykotun AKP'lilerce talep edilmesi düşündürücü. Danimarkalıların bu olup bitenden sonra AB üyeliğimiz konusunda neler düşüneceklerini artık varın siz hesap edin.

Türkiye'nin bu gibi fevkalade nazik konularda hem taraf hem hakem olarak görünmesinin ne denli zor, muğlak ve tehlikeli olduğu ortada. Aklımız Batı'da gönlümüz Doğu'da olabilir. Ama bunu anlatabilmek için aklımızı kullanmalıyız. Zıtlaşmanın ilerde tekrar alevlenmesinin muhtemel olduğunu göz önünde tutarak artık ciddî ve etraflı bir politika belirlenmesinde fayda var.





Bu yazı
Vatan Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

 
Cengiz Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi



Diğer yazılar için tıklayın


AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla