



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
22. 02. 2006 |
Diğer din ve mezhepler hakkında ne biliyoruz?
Geçen defa "galiba dinleri, medeniyetleri dünya çapında buluşturmaya
kalkmadan onları önce burada buluşturmak gerekiyor"diye bitirmiştik.
Medeniyetleri şimdilik bir kenara bırakalım ve diğer dinler konusunda
nerede duruyoruz, ona bakalım. Başbakan yedi düvele yazdığı mektupta
karikatürlerin açıkça İslam dünyası ile Hıristiyan dünyası arasında
"neredeyse kutuplaşmaya varan bir gerginlik" meydana getirdiğini
iddia ediyor ve "uyum içinde birlikte varolmanın asgarî önşartı,
farklı medeniyetler ve geleneklerin karşılıklı olarak birbirlerinin
kültürel farklılıklarına saygı duymasıdır" diyor.


Memlekette,
karikatür krizi gibi konularda daima birileri taraflar arasında
arabulucu ve yapıcı bir rol üstlenmeyi görev bilir.
AKP hükümeti artık bunu bir nevî misyon haline getirmiş durumda.
Türkiye'nin bu gibi konularda muazzam bir inandırıcılık sorunu
olmasına, övündüğü dinsel hoşgörünün -ki bu bile son derece sakat
bir kavram- bu ülkede pek olmamasına rağmen!

Engin
bir bilgi eksikliği
Memlekette din denince Sünnî İslamın dışında başka bir din konusunda
mufassal bilgi pek bulunmaz. Mesela siz hiç bir tane Hıristiyan
olmayan ciddî Hıristiyanlık uzmanı tanır mısınız? Hıristiyan ve
Musevîler arasındaki sayısız İslâm alimine karşı Türkiye'de, sözü
geçen Hıristiyanlık ve Musevîlik uzmanı bulunmaz. Batı'nın oryantalist
merakına karşılık bu eksiklik, meraksızlık muhtemelen son dinin
kendinden öncekileri küçümseyen tavrında yatar. Bu tavır Sünnîlik
açısından diğer mezhepler için de böyle.

Halbuki hakkında hiç veya çok az bilgi sahibi olduğumuz bu mezhep
ve dinler öyle okyanus ötesinde filan değildirler. Bunlar
yanı başımızda ve birlikte yaşadığımız Alevîlik, Şâfilik,
Ortodoksluk, Musevîlik, Nasturîlik ve onlar
gibi pek çok çeşitli inançtır.

Mesela
Papa neden 30 Kasım'da gelmek istiyor?
Müzmin Türkiye muhalifi Papa'nın bu yıl sonundaki Türkiye
seyahati ile ilgili bir gazetede geçende şöyle bir haber: "Papa
16. Benediktus'un ziyaretinin, İkinci Jean Paul'ün 27 yıl önceki
ziyaretiyle aynı tarihe denk gelmesi dikkat çekti." Genç gazetecinin
suçu değil, arasa nedenini bulamaz.

Daha önce bu sütunda yazmıştım ama tekrarda her vakit yarar var:
Katolik ve Ortodoks kiliseleri 1054 yılında
ayrılır. 1964'te, ayrılığın dokuz yüz onuncu yıldönümünde
zamanın Patriği Athenagoras ve zamanın Papası 6. Paulus'un
girişimleriyle kiliseler arası bir diyalog başlar. Papa Paulus
30 Kasım 1967'de İstanbul'a gelir. Zira 30 Kasım tüm Hıristiyanlıkta
Aziz Andreas'ın anıldığı gündür. Andreas ise MS
31 yılında İstanbul kilisesini kuran ve Roma kilisesinin kurucusu
Aziz Petrus (Piyer)'un ağabeyi, kendisi de on iki havarilerden
olan azizdir. Bu ziyareti münasebetiyle Paulus, zamanın
Dışişleri bakanı Çağlayangil ile birlikte Ayasofya'yı ziyaret
eder ve orada dua eder.

O gün bugün 30 Kasım yortusu her yeni Papa tarafından ve Ortodoks
Patriği'nin daveti üzerine İstanbul'da kutlanmakta. Geçen Nisan'da
vefat eden Papa 1979'da ilk yurtdışı ziyaretlerinden birisini
bu münasebetle İstanbul'a yapmıştı. Adeti sürdüren yeni Papa Benediktus
da 30 Kasım'da Patrik'in davetine icabet ederek İstanbul'a gelmek
üzere harekete geçmiş ancak hükümetin engellemesiyle ziyaret bu
yıla kalmıştı.

Önce
yurtta sonra cihanda sulh
Alevîliği ve tüm diğer mezhepleri dışlayan, misyonerlik çalışmalarını
bir nevî casusluk gibi algılayan, küçük ama etkin grupların Ortodoks
kilisesine her fırsatta en ağır hakaretleri ettiği bir Sünnî Müslüman
kulübü görüntüsü verildiği zaman bu küresel iddialar inandırıcı
olamaz. Bu görüntüye neden olanlar sadece gemi azıya almış milliyetçiler
değil. "Dev gibi türban meselesi varken bir avuç Rum için Ruhban
okulu mu konuşulurmuş" yollu serzenişlerde bulunan hırçın
entelektüel de bu koroda. Müslim ve gayrimüslim dinî azınlıkların
toplum hayatında yaşadıkları bariz ayırımcılıklar da bu fotoğrafta.

Din sonrası toplumun ve farklı dinî değerlere sadık insanların
birlikte yaşamalarına örnek olma konusunda Türkiye'nin gösterebileceği
değerli bir deneyimi var. Seksen küsur yıldır uyguladığı bir laik
Cumhuriyet, Osmanlı'dan miras bir birlikte yaşama sanatı ve şimdi
modern bir İslam yorumu arayışları. Ancak birincisi zenginleştirilerek
sahiplenilmek istiyor, diğeri tekrardan keşfedilmek, üçüncüsü
de geliştirilmek.

Diğer bir deyişle, dünya çapında barış misyonerliğine
kalkışmadan önce o barışı önce burada gerçekleştirmenin yollarını
aramak ve bu sayede diyalog kurulacak olan din ve medeniyetlerin
kim olduklarını ve ne biçim bir evrim geçirdiklerini öğrenmek.




Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|