



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
10. 02. 2006 |
Sağırlar diyalogu
Dünya bu karikatürlerin yükünü pek kaldıracağa benzemiyor. Danimarka
hükümeti tarafından resmî özür dilenemeyeceğini bile bile ve dört
ay bekledikten sonra Suudî Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin
bu ülkede üretilen malları boykot etme kararı aldıklarından beri
iş çığırından çıkmış, her şey birbirine karışmış durumda.


Sürekli
aşağılanılan Müslüman dünya, karikatürleri kendisiyle Batı arasındaki
zıtlaşmanın yeni bir tezahürü olarak algıladı. Bunu yaparken de
Batı’ya Hıristiyan ve kimi yerde Yahudi-Hıristiyan bir kimlik
biçti. Halbuki başta Papa ve Ökümenik Patrik
olmak üzere istisnasız bütün Hıristiyan din adamları ve önde gelen
Musevî din adamları karikatürlerin kabul edilemez olduklarını
beyan ettiler. Bu karikatürlere tüm semavî dinlerin benzer tepki
vermesinin nedeni doğal olarak onların da “ifade özgürlüğüyle”
benzer sorunları olması!

Bu mesele, Hıristiyan diniyle İslam dini arasındaki bir anlaşmazlık
değil. Karikatürlerin yayımlandığı ülkenin bir komplosu filan
da değil. İfade özgürlüğü nedir bilmeyen insanların Danimarka
hükümetinden özür dilemesini talep etmelerinde de görüldüğü gibi
iki çok farklı zihniyetin karşı karşıya gelmesi. Gündelik hayatından
Hıristiyanlığı veya herhangi başka bir dini çıkarmış insanların
bir arada yaşadıkları din sonrası Batı Avrupalı toplumlar ile
din ve inançlarına sadık Müslüman kitleler arasında cereyan eden
bir sağırlar diyaloğu bu. Sorun Batı Avrupalının Hıristiyan
dinine olan yaklaşımını İslam’a da uygulamasında. Yoksa destek
vermek amacıyla bunları tekrar basan Batı Avrupalı yayın organlarının
hedefi dinler arasında bir savaşı körüklemek değil. Aralarına
sızan birkaç provokatörün dışında bu gazetecilerin samimî olarak
ifade özgürlüğüne sahip çıktıklarını söylemek abartı olmayacak.

Batı Avrupa’nın dine olan yaklaşımı konusunda kimse çıkıp 1988’de
Martin Scorcese’nin Kazancakis’den uyarladığı Hazreti
İsa’yı normal bir insan olarak gösteren “Günaha Son Çağrı”
filmi etrafındaki polemiği veya geçen yıl Leonardo da Vinci’nin
“Son Yemek” tablosundan esinlenerek İsa Peygamberin
on iki havarisinin üryan kızlarca resmedildiği reklamın müstehcen
bulunarak yasaklandığını hatırlatmasın. Veya 2004’de Mel Gibson’un
“Tutku: Hazret-i İsa’nın Çilesi” adlı filminin etrafında
dönen polemiği örnek göstermesin. Bunlar din sonrası toplumlarda
Kilisenin, umumiyetle de Katolik kilisesinin toplumun mahdut dindar
kesimlerindeki rahatsızlığı istismar ederek kurduğu baskı sonucu
gündeme gelmiş münferit olaylardır. Bunların hiçbiri için nümayişler
yapılmadı, sefaretler, sinemalar, kitabevleri yakılmadı, kimsenin
burnu dahi kanamadı. Dünya medyasına yansımış bu olayların dışında
Batı Avrupa’da Hıristiyan dinine Hıristiyan oldukları varsayılanlar
tarafından edilen küfür Rönesans’la başlar. Bırakın peygamberliği,
Tanrı addedilen İsa’ya karşı ilk basılı hiciv ve yergiler 1600’lerin
başında Amsterdam ve Rotterdam matbaalarından çıkar.

Batı Avrupa yüzyıllardır dinle yatıp kalkmıyor. Papaz bulunamadığından
kiliselerin satıldığı bu ülkelerden mesela Fransa’da 62 milyon
insanın 43 milyonunun herhangi bir kiliseyle ilişkisi yoktur,
evinde İncil bulunduranların sayısı ise sadece %5’tir.

Elimde Washington merkezli PEW Araştırma Merkezi adlı kuruluşun
Aralık 2002’de yayımlanmış ve 41 ülkede “din önemli midir” sorusunun
sorulduğu bir araştırma var. Senegal, Endonezya, Nijerya, Hindistan,
Pakistan, Filipinler, Bangladeş’te %80-90’larda seyreden “evet
önemlidir” cevabı Batı Avrupa ülkelerinde azamî %30’larda çıkıyor.
Katolik Polonya’da %36, İngiltere’de %33, Katolik İtalya’da %27,
Almanya’da %21, Çek Cumhuriyeti ve Fransa’da ise sadece %11. Buna
mukabil ABD’de % 59 ve ülkemizde %65. Türkiye Müslüman ülkeler
arasında en düşük yüzdeye sahip ülke.

Tartışma ne kadar nitelikli olursa olsun sonuçta bu hercümercin
sürüp giden zıtlaşmaya yarayacağından kuşkunuz olmasın. Müslüman
kimliği, din sonrası bir Avrupa ile, demokrasi ve modernlik temelinde
bağdaştırma çabasında örnek teşkil eden Türkiye’ye bu tehlikeli
ortamda epeyi iş düşüyor. Doğru ve yapıcı mesajları vermeyi becerebilir,
meseleye dinî değil siyasî açıdan yaklaşabilir ve Müslüman karşıtlığıyla
mücadeleyi dinî zeminden siyasî zemine taşıyabilirsek diyaloğu
sağırların elinden alabiliriz belki. Gelecek yazıda bu mesajların
üzerinde ve dün dünya basınında çıkan Erdoğan-Zapatero
ortak bildirisi üzerinde duralım.





Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|