



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
10. 02. 2006 |
Fransa’nın Türkiye politikası var mı?
Fransa Dışişleri bakanı Philippe Douste Blazy dün ve evvelki gün
Ankara’da bir dizi resmî temasta bulundu. En son bir Fransız Dışişleri
bakanı ziyareti Nisan 2003’e uzanıyor. Fransız hükümeti, Başbakan
Dominique de Villepin’in geçen 2 Ağustos’ta “Kıbrıs
Cumhuriyeti’ni tanımazsanız müzakereler başlamaz” beyanından
bu yana ister istemez AB içerisinde Türkiye karşıtı tutumuyla
anılıyor. Alman Hıristiyan Demokratları ile birlikte, bu köşede
üzerinde uzun uzun durduğumuz “imtiyazlı ortaklık” denilen kavramsal
ucubenin sözcülüğünü yapıyor. Frenkler Türkiye’nin AB üyeliğine
oldum olası sıcak bakmamışlardır. Cumhurbaşkanı Chirac’ın
üyeliğimize yeşil ışık yakması 1998’e dayanır. O yıl Chirac
birden bire Yunanistan’ın Türkiye karşıtı katı tutumuna tavır
almış ve Aralık 1999’da Helsinki’de Türkiye’nin adaylığını tescil
edecek sürecin başlamasında önemli rol oynamıştı.


Seksen üç yılda iki ziyaret
Fransa’nın
Türkiye politikası 2004 yılı ilkbaharından bu yana İçişleri bakanı
ve Cumhurbaşkanı adayı Nicolas Sarkozy tarafından rehin
alınmış durumda. Sarkozy Cumhurbaşkanı Chirac’ın
aldığı aşağı yukarı her karara karşı olan bir politikacı. Türkiye’nin
AB üyeliği de bunlardan birisi. 2007 Mayıs’ındaki Cumhurbaşkanlığı
seçimlerine dek bu politikanın değişmesini beklemek gerçekçi değil.
Ama öte yandan önümüzdeki bir buçuk yıllık dönemin boşa harcanması
da kimsenin yararına değil. Güven tazelemesi gereken Fransa olduğuna
göre Dışişleri Bakanının ziyaretinin mümkün olduğu kadar yakın
bir zamanda en üst seviyede bir ziyaretle perçinlenmesi yararlı
olacak. Zira Fransa'nın dış politikası ağırlıklı olarak cumhurbaşkanlığının
tasarrufundadır. Bu seviyede en son ziyaret ise on dört yıl önce
1992'de Cumhurbaşkanı Mitterrand’ınki. Ondan önce Cumhuriyet
tarihindeki tek Fransız Cumhurbaşkanı ziyareti 1968’de de Gaulle
tarafından gerçekleştirildi. Azılı Türkiye karşıtı eski Cumhurbaşkanı
Giscard ülkemize adımını atmamıştır. Yani seksen üç yılda
topu topu iki ziyaret gerçekleşmiş. Daha önceki ziyaret ise 3.
Napolyon’un eşi Prenses Eugenie’nin 1869’da Sultan
Abdülaziz’e iade-i ziyareti olsa gerek.

Avrupa’ya geri dönen Türkiye
Esasen Fransız politikacılarının Türkiye’ye karşı duydukları ilgisizlik
sadece onlara mahsus değil. Türkiye 1918’de Birinci Cihan Harbinin
sonundan AB adaylığımızın teslim edildiği 1999’a kadar Avrupa’nın
kenarında duran bir ülke. Pek çok AB ülkesindeki sınıflandırmada
kıtaya ait bile değil. 1999’da aday olmuş ve şimdi AB üyelik müzakerelerine
başlamış Türkiye’ye olan ilgi daha çok taze. Avrupalı, Türkiye
konusundaki hafızasını tazelemekle meşgûl.

İş dünyasının ilgisi
Siyaset ve diplomasinin hafıza kaybına, sokaktaki adamın da
klişelerine karşılık Avrupalı ve elbette Fransız şirketleri Türkiye’nin
önemini çoktan kavramış durumda. Örneğin geçenlerde Ermeni
hayat sigortaları meselesiyle gündeme gelen dünyanın en büyük
sigorta şirketlerinden Fransız AXA’nın 1999’da OYAK ile kurduğu
ortaklık bugün Türkiye sigorta pazarının ilk sıralarında ve %12’sinden
fazlasını elinde tutuyor. Benzer bir ortaklık muhtemelen çelikçi
Arcelor ile Erdemir için gerçekleştirilecek. OYAK-Renault ise
artık Fransa pazarına dahi üretim yapan bir şirket. Başak Sigorta’yı
daha dün Groupama satın aldı. Ankara’da Bakan’a Eurocopter, Ariane-Espace,
Suez, Eutelsat, Veolia-Environnement, Areva, Alstom Arcelor gibi
Fransa’nın önde gelen firmaları eşlik ediyordu.

Ekonomideki bu sıcak ilişkiler siyasetteki soğuklukla ciddî bir
tezat oluşturuyor. Fransız Senatosunun son raporunda da belirtildiği
gibi siyasetteki soğukluk diğer ilişkileri olumsuz etkiliyor.
Müstakbel AB üyeliğimizden rahatsız olan Fransa Türkiye’yi Avrupa’ya
yabancı bir ülke addediyor. Halbuki iki ülke arasında benzerlikler
tahmin edilemeyecek kadar çok. Fransa istese Türkiye’nin AB yolunda
çok önemli bir destekçisi olabilir.

Osmanlı zamanında Avrupalı prenslere imparatorlukla ilgili
bilgileri maceraperest Avrupalı tüccar verirdi. Bugün de iki ülkenin
arasında köprü vazifesi görmek ve Türkiye’ye şaşı bakan Fransız
politikacısının gözünü açmak Fransız yatırımcısına düşüyor...





Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|