



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
24. 01. 2006 |
Tarihi kime bırakmalı?
Bayram öncesi Fransa’daki tarih tartışmasına ve filozof Ricoeur’ün
bu konulardaki görüşlerine değinmiştik. Önemli Frenk tarihçiler
geçen ay yayımladıkları bir bildiriyle Fransız parlamentosunun
ikide birde tarihî olaylar üzerine yasa çıkarmasını kınadılar.
Bildiride yasal düzenlemelerin tarihçinin özgürlüğünü kısıtladığı,
ona yaptırım tehdidi altında neyi arayıp neyi bulacağını söylediği,
kullanacağı yöntemleri belirlediği, tarihçinin çalışmasına sınırlar
getirdiği ve dolayısıyla bu yasaların demokratik bir rejime yakışmadığı
dile getiriliyordu. Tarihçiler yasaların iptal edilmelerini talep
ettiler. Bu bildiriye karşılık bir başka aydın grubu, tarih tartışmasının
tamamen özgür olması gerektiğini söylerken yasamanın ve dolayısıyla
adaletin tartışmanın ahlakî sınırlarını belirlemesinin önemine
dikkat çeken bir bildiri yayımladı. Kabaca, tarihin tarihçiye
mi yoksa siyasetçi ile yargıca mı bırakılması tartışması Fransa’da
da gündeme geldi. Ancak Fransa’daki tartışma yalnızca tarihin
siyaset ve adaletle olan ilişkisiyle sınırlı değil. Tarihin bellek
ile olan ilişkisi de söz konusu.

Bu tartışmanın uzantıları Türkiye’yi bire bir ilgilendiriyor.
Bizde de mâlum, tarihin tarihçilere bırakılmasını temenni eden
ve tarihçiler kadar siyasîleri de cezbeden bir duruş var. Bunun
karşısında ise, tarihin tarafsız olmadığını, özellikle ulusdevletlerin
tarihlerini kendi bildikleri gibi yazdıklarını hatırlatan ve siyasîlerin
bu tartışmada rolü olması gerektiğini belirten bir tavır.

Son söz tarihin
Fransa’daki tartışma Türkiye’de yankı bulurken iki yanılgıyı da
beraberinde getirdi. Tarihî olgular konusunda siyaset ve adaletin
de söyleyecek sözü olması gerektiğini dile getirenler “Fransa
Ermeni soykırımını tanır” diyen Fransız yasasının tam da bu yüzden
çıktığını atladılar. Diğer bir deyişle, tarihi siyasetçiye
bıraktığınız zaman hiç hoşunuza gitmeyecek yasalarla da karşılaşabiliyorsunuz.
Nitekim Türkiye’de siyaseti göreve davet edenler arasında Fransız
parlamentosunun bu konuda çıkardığı yasa ile hemfikir olmayanların
çoğunlukta olduğu mâlum. Ermeni kıyımları gibi gayet nazik bir
konunun açıklığa kavuşması için siyasîlere vicdanî bir sorumluluk
elbette düşüyor. Eğer önümüzdeki yıllarda Ermenistan ve Türk Ermenileri
ile birlikte, bu konuda bir barışma gerçekleşecekse bunda kuşkusuz
siyasî iradenin hatırı sayılır payı olacaktır. Ancak son sözü
yine de siyasetçi değil tarihçi söyleyecek. Zıt belleklerden çıkarak
tarihi yine onlar süzecek. Ricoeur’ün dediği gibi: “Farklılıklarımızda
uzlaşmaz ve yıkıntılarımızda tamir edilmez bir şeyler hep olacaktır.
Tarihi var eden de, özellikle tamir edilemeyecek şeylerdir.”

Ama hangi tarihin?
“Bakın tamam işte, Fransızlar da akıllandı, gerçekleri görmeye
başladı ve bu işlerin tarihçilere bırakılması gerektiğini dile
getiriyor” diyenler ise Fransız tarihçilerin tartışmasındaki inceliği
atladılar. Ülkemizde, nahoş hatıralar üzerine tartışma ne kadar
zayıfsa kavramlar da o kadar yetersiz. Fransız tarihçilerin tarih
dediğinin buradaki karşılığı esasen bellek veya hatıra veya hafıza.
Yani yalnız bir tarafın hatırladığı tarih. Bunun tarihle tabii
ki alakası var ama bellek ham, kaba ve üzerinde çok çalışılması
gereken bir tarih. Nitekim tarihi tarihçilere bırakınca, Türkiye’deki
resmî tarih ve resmî tarihçi, Fransız tarihçilerin temenni ettiği
tarafsızlığa ve araştırmacı ruha son derece uzak bir görüntü veriyor.
Bu işler, bizim Türk Tarih Kurumu ile gerçekleştirilebilecek işler
değil. İşte bu aşamada tarihçinin tarafgirliğini vicdanî yaklaşımla
dengelemek ve tartışmanın sınırlarını bu sayede açmak gerekebilir.
Bu da geniş ve asil anlamında siyasetin işi.

Mesele adalet duygusunun hangi yolla en etkin ve kalıcı olacağında.
Tarih okumasıyla mı siyasî kararlarla mı? Yoksa her ikisinin senteziyle
mi? Fransa ve Türkiye gibi geçmişiyle hesaplaşma, kendisiyle ve
diğerleriyle barışma konusunda büyük zorluklar çeken ülkelerde
bu sentezden pek başka bir yol görünmüyor.


.



Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|