



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
25. 10. 2004 |
Türkiye'nin amacı müzakerelere başlamaktır,
tarih almak değil
"Tarih almak" lafı Türkiye'nin başına ciddî belalar açmak üzere.
2002 yılında uydurulan bu tabir dilimize pelesenk olmuş bir galat-ı
meşhurdur. Bu yanlış tabir 17 Aralık'ta verilecek müzakerelere
başlama kararını AB'nin içinde bulunduğu menfî konjonktürden ötürü
2005 sonuna veya 2006'ya bırakarak aleyhimize dönüştürme potansiyeline
sahiptir. Yapılması gereken tıpkı diğer adaylar için olduğu gibi
müzakerelerin başlama kararının alınmasını talep etmektir. Resmî
başlama tarihi ise tarafların hazırlık derecelerine göre tayin
edilecektir.

Avrupa Anayasası referandumları
Avrupa Anayasası 29 Ekim'de Roma'da Türkiye de dahil yirmi sekiz
hükümet tarafından imzalanacak. Bu tarihten itibaren on sekiz
aylık bir onay süreci başlıyor ve eğer her şey yolunda giderse
Anayasa'nın 2006'nın ikinci yarısında yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Bugün itibariyle yirmi beş üye ülkenin on ikisi onayı referandumla
gerçekleştireceklerini belirttiler: Belçika, Britanya, Çek Cumhuriyeti,
Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, Letonya, Lüksemburg,
Polonya ve Portekiz. Buna karşılık Estonya, Finlandiya, İsveç,
Kıbrıs, Litvanya, Macaristan, Malta, Yunanistan işi meclis onayıyla
halledeceklerini belirttiler. Son kararını daha vermemiş beş ülke
arasında Almanya var. İlk referandum Şubat'ta İspanya'da, Britanyalılar
1 Temmuz 2005'te dönem başkanlığını devralmadan referandumu yapacaklar,
Fransızlar ise ya 8 Mayıs 2005'te ya da yılın ikinci yarısında
referanduma gidecek. Mayıs referandumun hazırlık çalışmaları için
pek olası görünmüyor.

AB'nin derinleşme ve daha fazla entegre olmasına temelde karşı
olan Britanya ve üye olur olmaz ABD'nin yanında saf tutan Polonya
gibi ülkelerde, eğer son dakikada bir silkeleniş olmazsa referandumdan
hayır çıkması bekleniyor. Eski Yunanistan Başbakanı Simitis Anayasa
referandumlarından müspet sonuç çıkması için resmî olarak lobi
yapıyor. Fakat buna rağmen öncelikle bu iki ülkede iş çok çetin
geçeceğe benziyor.

Yeni Avrupa Anayasası'nın onay süreci ve özellikle on iki ülkede
bu amaçla yapılacak referandumlar özellikle Fransa'da Türkiye'nin
müzakere süreciyle ilintilendiriliyor. Türkiye'nin müzakerelere
başlamasının Avrupa Anayasası için yapılacak referandumlara menfî
olarak yansıyacağını ve eğer Anayasa reddedilsin istenmiyorsa
Türkiye ile ilgili kararın onay ve referandum sürecinin sonuna
yani 2006 ortasına ertelenmesi gerektiği dile getiriliyor. Gerekçe,
zaten AB'ye ve AB kurumlarına soğuk duran Avrupalı seçmenin, Türkiye'nin
müstakbel üyeliğini çağrıştıran müzakere sürecini duyarsa Anayasa
referandumunda hayır oyu atacağı. Bu yaklaşım Avrupalı seçmenin
otomatik olarak hem Anayasa hem de Türkiye karşıtı olduğunu varsayıyor.
Bu gözlemi doğrulayan veya çürüten pek çok argüman ve veri bulunabilir.
Ancak bugün çoğu AB hükümeti bu açık şantaja karşı ne yapacaklarını
bilemiyor, bazıları da bu ilintiyi geçer akçe kabul eder bir tavır
içerisinde gözüküyor. Ama kimse, eğer seçmen Türkiye karşıtıysa,
17 Aralık'ta Türkiye'ye mesela 2006 ortası tarihi verildiğinde
bunun dahi Anayasa referandumlarında istismar edilebileceğini
görmüyor. İlaveten, birkaçının dışında AB ülkelerinin ulusal politikacılarının
yurttaşlarına ne Türkiye'nin üyeliği ne de Anayasa konusunda müspet
ve farklı mesajlar vermek gibi bir yaklaşımları var. Zira AB derinleşmesi
ve genişlemesi konusunda bir vizyonları yok ve yurttaşlarının
da kendileri gibi düşündüğünü varsayıyorlar.

Türkiye'nin tarih bekleme lüksü yok
Biz ise iki yıldır dilimize doladığımız "tarih almak" lafının
bugün başımıza neler açmakta olduğunu görüyoruz. Şu sıralarda
konuşulan 2005'in ilkbaharından sonrasına verilecek bir "tarih"in
(Mart veya Haziran) referandumlara takılma tehlikesi taşıdığı
varsayılıyor ve bu yüzden 2006 ortası telaffuz ediliyor. Halbuki
artık ne Türkiye'nin, ne hükümetin ne de AB ile olan ilişkilerimizin
2006'yı bekleyecek hali var. Dolayısıyla 17 Aralık'ta amaçlanması
gereken, tıpkı diğer adaylar için yapıldığı gibi müzakerelerin
başlaması kararının alınmasıdır. Müzakerelerin başlaması diğer
adaylar için de bu biçimde cereyan etti. Lüksemburg grubu olarak
adlandırılan ilk altı aday (Çek Cumhuriyeti, Estonya, Kıbrıs,
Macaristan, Polonya, Slovenya) ile ilgili müzakerelere başlama
kararı Aralık 1997'de Lüksemburg Zirvesi'nde alındı ve müzakereler
fiilen 30 Mart 1998'de başladı. Helsinki grubu olarak anılan diğer
altı aday (Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Romanya ve Slovakya)
ile ilgili müzakerelere başlama kararı Aralık 1999'daki Helsinki
Zirvesi'nde alındı ve müzakereler fiilen 15 Şubat 2000'de başladı.

Müzakereler, Komisyonun çiçeği burnunda olması, Türk tarafının
da hazırlıksız olması dolayısıyla fiilen Pazartesi 3 Ocak 2005'te
başlayamayacak dahi olsa Anayasa referandumu tartışmalarına malzeme
olmamak ve başlangıcın Anayasa onayı sonrasına sarkması tehlikesini
bertaraf etmek gerekiyor. Avrupa 29 Ekim 2004'den sonraki on sekiz
aylık onay döneminde çok sıkıntılı ve gergin günler yaşayacak.
Zira Anayasa ile bir nevi geleceğini garanti altına almak durumunda
olan Birlik, İngiltere ve Polonya gibi ülkelerde "hayır" çıkarsa
nelerin olacağını şimdiden kestiremiyor. On sekiz aylık kısa bir
dönemde bu ülkelerde ilk yoklamada "hayır" çıkarsa ikinci bir
referandum organize edilmesi imkansız gözüküyor. Ayrıca yeni Komisyon
daha işe başlamadan Avrupa Parlamentosu ile bazı Komiserlerin
tecrübe ve kişilikleri konusunda ciddî bir zıtlaşma içerisine
girdi. Halihazırda Avrupa kurumlarının işleyişini belirleyen Nice
Antlaşması'nın işlevselliğinin ne kadar yetersiz olduğu ise hızla
kendini gösterecektir. Böyle bir ortamda hala müzakerelere başlamamış
bir Türkiye sesini duyurmakta pek zorlanacaktır. O yüzden müzakerelere
başlama kararı diğer adaylar için yapıldığı gibi "tarih" belirtmeden
alınırsa Türkiye daha rahat edecek, müzakerelerin ilk ayağı olan
mevzuat taraması ve karşılaştırması çalışmalarına sükunetle başlayacak,
Hükümetlerarası Konferansı hazırlayacak ve genelde çalışmalarını
anlamsız bir "tarih" baskısı olmadan yürütebilecektir.


| |
Cengiz
Aktar
Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|