



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
28. 09. 2004 |
Müzakereler için nasıl bir yapılanma?
17 Aralık Brüksel AB Zirvesinden Türkiye'nin müzakere sürecine
başlaması kararı çıkacağını varsayarsak bu muazzam şantiyenin
altından nasıl en etkin biçimde kalkarız? Bu konuda aceleyle bir
eylem planı çıkarmak ve uygulamaya geçmek hatalara yol açabilir.
Dolayısıyla, ülkemizin teamüllerini göz önünde bulundurarak, önce
sağlıklı bir tartışma başlatmanın yararlı olacağı kanısındayım.

Müzakereler ve üyeliğe hazırlık çalışmaları olabilecek en geniş
katılım, eşgüdüm ve işbirliğini gerektiriyor
Türkiye'nin idarî geleneklerinde yasaları hazırlayan ve müzakereyi
yapan devlettir. Devlet işine toplum karıştırılmaz. Kemikleşmiş
bir gizlilik ilkesinin hakim olduğu bu ortama genellikle Ankara'da
oturan son derece sınırlı bir uzman kitlesi dahildir. Diğer taraftan,
AB müzakere ve hazırlık çalışmaları, 1959'dan beri tüm AB ilişkilerinde
olduğu gibi bir "dışilişki" olarak algılanma tehlikesiyle karşı
karşıyadır. AB'ye üyelik sürecinde bu adetlerin sürdürülmesi mümkün
görünmüyor çünkü bunlar AB süreci gibi katılımcı, şeffaf ve ancak
topluma mal oldukça somutlaşacak bir sürece uygun değiller.

İlkin, AB normları toplumu ve bireyleri doğrudan ilgilendirdikleri
ölçüde öncelikli iç meselemizdir, dış ilişkimiz değil.

İkincisi, iş yasa çıkarmakla bitmiyor ve eğer bu yasalar toplum
tarafından benimsenmeyecek ve uygulanmayacak ise yapılan işin
bir kıymeti kalmıyor.

Üçüncüsü, bu şantiyenin altından tek başına ne herhangi bir devlet
kurumu ne de herhangi bir toplum katmanı kalkabilir. Aksine bütün
ilgili merci ve katmanların birlikte çalışmaları gerekiyor ki
sonuca varılabilsin. Bu çerçevede neler yapılabilir?

Sürecin başından itibaren son kullanıcıların işe dahil olmaları
gerek müzakere/uyum/uygulama sürecinin etkin olması açısından
gerek AB'nin topluma gerçek anlamda mal olması açısından yararlı
olacaktır. Bir örnek vermek gerekirse Balıkçılık Politikası
müzakere ve uyum çalışmaları esnasında Balıkçılık Kooperatifleri
ne kadar sürece dahil edilirlerse yeni politikaların hayata geçirilmesi
o kadar kolaylaşacak, balıkçılar balıkçılık mevzuatını o kadar
sahipleneceklerdir. Yüzyıllardır yapıldığı gibi karar ve yasaların
yukarıdan aşağıya empoze edildiği bir yapılanma biçiminde elbette
bu işler kolay olmayacaktır. Ama bu olmazsa da kesin koşul ve
yaptırımlarla dolu AB mevzuatının hazmedilmesi zorlaşacak ve süreç
tökezleyebilecektir. AB süreci, birey ve toplum hayatının neredeyse
her veçhesiyle ilgili bir yenilik ve değişiklik arz ettiği ölçüde
toplumsal sorumluluk ve sahiplenme gerektiren bir niteliktedir.

Bu amaç doğrultusunda kamu ile toplum arasında eşgüdümün yapılandırılması
gerekiyor. Ekonomik ve Sosyal Konsey (ESK), müzakere ve hazırlık
döneminde kamu ile sonkullanıcı toplumsal katmanlar arasında şart
olan diyalogun oluşacağı forum olabilir. Bugünkü haliyle ne işe
yaradığı belli olmayan ve daha çok kamu-işçi-işveren arasında
sohbet toplantılarının yapıldığı yer olan bizim ESK AB ülkelerindeki
benzerlerinden farklı bir yapıdadır. Halbuki yeni dönemde, tıpkı
AB ülkelerindeki ESK'lar gibi, toplum katmanlarının en geniş biçimde
temsil edileceği istişarî bir yapıya çok ihtiyaç olacaktır. ESK
gibi geniş katılımlı bir forum ayrıca belli çıkar gruplarının
müzakereciler üzerinde olacak ağırlık ve baskılarını da dengeleyebilir.

Kamuda nasıl bir yapılanma?
Birinci derecede icracı kurum ve kuruluşlar arası eşgüdüme gelince,
Türkiye'yi AB üyeliğine taşıyacak olan müzakere süreci ve yapılması
gereken işler bürokrasimizde pek yaygın olan yetki paylaşımı çekişmelerini
kaldıramayacak kadar önemli ve acildir. Yeni yapılanmada, engin
deneyim sahibi Dışişleri Bakanlığının, Temmuz 2000'den bu yana
eşgüdümden sorumlu Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'nin ve Gümrük
Birliği müzakerelerini yapmış olan Dış ticaret ve Gümrüklerden
sorumlu birimlerin öncelikli rolü olması doğaldır. Yabancı dil
bilgisi burada hayatî önemde olacaktır.

Diğer adayların pratiklerine baktığımızda Polonya ve Romanya gibi
nispeten büyük ülkelerde kamusal kurumlar arası eşgüdümde Başbakanlık
kurumunun öne çıktığını görüyoruz. Polonya'da adaylık esnasında
Başbakanın başında bulunduğu Avrupa Bütünleşmesi Bakanlıklar Komitesi
tüm eşgüdüm politikaları ve bütünleşme konusundaki kararları almış.
Romanya ise 1997'de kurduğu Avrupa Bütünleşmesi Dairesi'ni 1999'da
müzakerelerin başlaması kararının alınmasıyla doğrudan Başbakanla
çalışan bir Bakanlık haline getirmiş. Nüfus, yüzölçümleri küçük
ve sorunları az olan aday ülkeler ise meseleyi dışişleriyle çözmüş.

Türkiye'de Dışişlerinin eşgüdümden daha üst bir konumda olması
kolay olamayacaktır. Bunun iki temel nedeni vardır: İlkin idarî
anlamda Dışişleri de, örneğin Tarım Bakanlığı gibi kendi konusunda
uyumdan sorumlu bir bakanlıktır ve dolayısıyla muadillerine emir
veremez. İkinci sorun içerikle ilgilidir: Eşgüdüm sorumluluğundan
daha üst bir konumda olacak olan dışişlerinin tüm Müktesebat konularında
teknik donanımı olmaması sorunlara gebedir.

Diğer taraftan yaz başından beri basında "başmüzakereci"nin kim
olacağı üzerine spekülasyon yapılıyor. Bu denli ciddî bir konuda
daha başından itibaren poplaştırma eğilimine girildi. Türkiye
gibi büyük bir adayın müzakere ve hazırlık süreçleri "süpermen"
bir başmüzakerecinin elindeki tılsımlı değnekle şipşak altından
kalkabileceği çapta işler değildir. Artık başmüzekereciden değil
başmüzakerecilerden ve daha doğrusu müzakereci ordusundan bahsetmek
gerekiyor. Eğer başmüzakereciden, üstlenilen dev şantiyenin koordinasyonundan
görevli bir "şantiye şefi" anlaşılıyorsa o vakit o kişinin Başbakanın
doğrudan himayesinde, siyaset ve toplumda en geniş meşruiyeti
haiz birisi olması gerekiyor.

İvedilikle uzmanlık ve kapasite inşasına gerek var
Müzakere edilecek ve uygulamaya konulacak anabaşlıklar arasında
içerik ve kapsam açısından büyük farklar var. Yüz bin sayfaya
yakın AB Müktesebatının yarısı Tarım üzerine. Buna karşılık örneğin
"Ortak Dış politika ve Güvenlik Politika" ise son derece cılız.
Türkiye açısından ise bazı anabaşlıklar diğerlerine oranla daha
önemli. Ayrıca ülkemiz Gümrük Birliği sayesinde üç anabaşlığı
müzakere etmiş ve geçici olarak kapatmıştır. Çetin anabaşlıklar
arasında akla başta Tarım, Balıkçılık, Bölgesel Politikalar, Kobiler
ve Sosyal Politika geliyor.

Türkiye'nin tüm anabaşlıkları kapsayan konularda 1999'dan itibaren
hızla uzman yetiştirmesi ve moda deyişle kapasite inşa etmesi
(capacity building) gerekiyordu. Nisan 2000'deki Ortaklık Konseyi
kararı ile kurulan ve tüm anabaşlıkları sekiz alt komitede toplayan
yapılanma ile kamuda belli bir uzmanlaşma çalışması başladı. Kuruluşlarından
itibaren yapılan toplantılar sonucunda teknik alt komitelere katılan
icracı bakanlık memurları eşgüdümden sorumlu ABGS kapsamındakiler
de dahil olmak üzere yavaş yavaş uzmanlaşmaya başladılar. Ancak
bu uzmanlık hem kamuyla sınırlı hem sayıca pek az. Kamu dışı uzmanlığa
gelince, ivedilikle yüksek öğretim kurumlarındaki bilgi birikimini
ve uzmanlıkları tespit etmek, bunun veri tabanını oluşturmak ve
bu uzmanlıktan faydalanmak gerekiyor. Ayrıca yeni dönemde genç
uzman yetiştirmek için eğitim öğretim kurumlarına hem müfredat
hem de üniversite sonrası formasyon açısından çok iş düşüyor.

Türkiye'nin AB kurumları ile müzakere etme konusunda Gümrük Birliği
sayesinde edindiği son derece değerli bir deneyimi var. 1988'den
itibaren başlayan hazırlıklar 1994/1995'te karşılıklı müzakere
aşamasına gelmiş ve 1995 sonunda sonuçlandırılmıştı. Türkiye Gümrük
Birliği ile birlikte her adayın müzakere ettiği yirmi dokuz anabaşlıktan
üçünü (Malların serbest dolaşımı, Gümrük birliği ve Rekabet Politikası)
tamamladı ve 1 Ocak 1996'dan itibaren de uygulamaya soktu. Bürokrasinin
bu dönemden edindiği deneyim, hem müspet hem de menfî yönleriyle
yeni müzakere rauntlarına ışık tutacak niteliktedir.

| |
Cengiz
Aktar
Galatasaray ve Bahçeşehir Üniversiteleri
öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|