



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
05. 07. 2004 |
Aralık'taki AB kararı öncesi son hamleler
Yıl sonunda Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin müzakerelere başlama
konusunda vereceği karar yaklaşırken Türkiye'nin nasıl bir iletişim
yapması ve özellikle de neleri yapmaması gerekiyor?

ABD'den uzak durmak
Başkan Bush Nato Zirvesi münasebetiyle önce Batı Avrupa'dan, sonra
da Türkiye'ye geldiğinde ülkenin AB ile müzakerelere başlaması
konusunda basında coşkulu bir sevinçle karşılanan beyanlar verdi.
Mesela pazar günkü Milliyet gazetesinde şu ifadeleri okumak mümkündü:
"Bush'tan büyük destek. ABD Başkanı George W. Bush, dün gece Ankara'ya
varışı öncesinde İrlanda'da buluştuğu AB liderlerine Türkiye'nin
üyeliği için, açıkça lobi yaptı. Bush, AB Dönem Başkanı İrlanda
Başbakanı Bertie Ahern ve AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile
ortak basın toplantısında verdiği ilk siyasî mesajı Türkiye'ye
ayırdı. Bush, "Türkiye, demokrasi ve Müslüman kimliği başarıyla
kaynaştıran gururlu bir ülke. Avrupa Birliği standartları yolunda
ilerliyor. AB, Türkiye'nin tam üyeliğini sağlayacak müzakereleri
başlatmalıdır" dedi." Ancak bu beyanlara tepki hemen Pazartesi
28 Haziran günü hükümet eden Fransız sağının yayın organı niteliğindeki
Le Figaro gazetesinin "Bush Türkiye'yi Avrupa'da istiyor" manşetiyle
geldi. Fransız Cumhurbaşkanı Chirac da akşamüstü düzenlediği basın
toplantısında Bush'un AB'nin işlerine karışmaması gerektiğini
bir kez daha hatırlattı.

Türkiye'nin adaylığının reddedildiği 1997 Lüksemburg Zirvesi'nden
itibaren ABD, özellikle Alman ve Fransızları çileden çıkartırcasına
(Şansölye Kohl'un hiddetini hatırlayın) AB ülkelerine Türkiye'yi
almaları için baskı yapmıştır. Kâh Clinton döneminde olduğu gibi
iyi niyetle kâh şimdi olduğu gibi art niyetle yapılan bu telkinlerin
daima faydasından çok zararını gördük. Türkiye'nin AB ile olan
ortaklık ilişkilerinde özellikle şu dönemde uzak durması gereken
ülke ABD ve onun baş destekçisi olan İngiltere'dir. Irak savaşında
başta Polonya olmak üzere ABD tarafından "yeni, genç Avrupa" diye
adlandırılan çiçeği burnunda AB üyelerinin savaş ve ABD yanlısı
tutumları AB'nin çekirdek ülkelerini son derece rahatsız etti.
Irak savaşı ile ayyuka çıkan anlaşmazlıkların temelinde ABD ve
özellikle şimdiki cumhuriyetçi idarenin, AB'nin birleşme ve entegrasyon
projesinin gerçekleşmesini istememesi ve bunu somut olarak AB'nin
belli ülkelerini kullanarak dayatıyor olması yatıyor. Bunlar,
AB'yi sadece geçim kapısı olarak gören yeni üyeler ile AB'yi salt
ortak Pazar ve uluslararası bir kuruluş olarak gören Danimarka,
İngiltere ve İsveç gibi ülkeler. Çekirdek ülkeler ile bu diğer
ülkeler arasında ABD'nin keyifle izlediği bir çekişme döneminin
daha başındayız. Birkaç gün önce Alman-Fransız ikilisinin Komisyon
başkanı adayının (Belçikalı Verhofstadt) nasıl İngiltere tarafından
reddedildiğini hatırlayacak olursak ortadaki sorun çok derin gibi
gözüküyor. Önümüzdeki dönemde hayatî bir önemde olan "siyasî Avrupa"nın
hayata geçmesi çekirdek ülkelerin ne dereceye kadar ağırlıklarını
koyabileceklerine bağlı. AB Anayasa'sının İngiltere gibi ülkeler
tarafından reddedilme olasılığı hızla bu gibi ülkelerin AB'den
ayrılmalarını gündeme getirecektir. İşte bu ortamda Türkiye yerini
çok iyi belirlemesi gerekiyor. Bugün için ve Aralık kararına giden
yolda sarsılmaz bir gerçek varsa o da Almanya ve Fransa'nın Türkiye'nin
üyeliğiyle birlikte ikinci bir İngiltere istemedikleridir. Diğer
bir deyişle Türkiye eğer AB'li olmak istiyorsa önünde tek bir
AB'li olma biçimi vardır veya en azından aklı sürekli ABD ile
olan ilişkisinde, ucundan kenarından AB'li İngiltere gibi üye
olma seçeneği sureti kati'yede yoktur. Keza Başbakanın bazı danışmanlarının
sandığı gibi Türkiye'nin AB'ye ABD tarafından üye edileceğini
düşünmek son derece vahim bir yanılgıdır. Dolayısıyla bugünden
verilen mesajlara, sembolik davranışlara çok dikkat etmemiz ve
kendimizi konumlandırdığımız tarafı çok sarih bir şekilde göstermemiz
gerekiyor.

Türkiye'nin AB adaylığı sayesinde ABD'nin ortaya attığı
Büyük Orta Doğu projesini 1999'dan beri yani bu proje ortada yokken
gerçekleştirdiğini vurgulamak

ABD'nin ipe sapa gelmez varsayımlara dayalı, içi kof ve politikadan
ziyade slogan mahiyetindeki Büyük Orta Doğu projesinin karşısında
AB'nin 1970'lerden bu yana önce Akdeniz'in üç diktatörlüğü İspanya,
Portekiz ve Yunanistan'ı, arkadan Orta ve Doğu Avrupa'nın eski
totaliter ülkelerini ve 1999'dan bu yana Türkiye'yi kucaklayarak
yakın coğrafyasına dalga dalga yaydığı gerçek iktisadî ve siyasî
istikrar azımsanacak bir süreç değildir. Bu süreç içerisinde Müslüman
kimlikli Türkiye'nin dört yıldır geçirdiği pozitif evrim ve dönüşüm,
daha slogan aşamasındaki Büyük Orta Doğu projesinin somut ifadesidir.
ABD'nin şovlarının karşısında Türkiye'nin ve AB'nin bu başarı
öyküsünü dünya kamuoyuna gurur ve özgüvenle tanıtması gerekiyor.

Hollanda ile sıkı bir işbirliği içinde olmak
Hollanda, 2002 Kopenhag Zirvesi öncesinde Danimarka'nın gayet
başarılı bir şekilde (maalesef Türkiye aleyhine) yaptığı aracılık
işlevini 1 Temmuz'dan itibaren üstlenebilecek olan ve daha önce
iki temel antlaşmayı (Maastricht ve Amsterdam) kotarmış, arabuluculukta
çok deneyimli bir ülkedir. Her ne kadar Almanya ve Fransa'nın
alacakları kararı belirlemekte temel bir rol oynayamayacak olsa
da, Hollanda'nın kesinlikle kazanılması lâzım. Hollanda'nın eski
Ankara sefiri ve Türkiye'nin önemini idrak etmiş olan Dışişleri
Bakanı Bernard Bot bu çerçevede kilit bir isimdir. Aralık ayına
giden süreçte Hollanda ile birlikte bir eylem planı belirlenebilir.

Almanya ve Fransa'ya özen göstermek, ziyaretlerde İngilizce
konuşmamaya gayret etmek
Fransız ve Alman hükümetleri Avrupa Parlamentosu seçimlerinde
ciddî yenilgiler aldılar ve zayıfladılar. Cumhurbaşkanı Chirac
ve Şansölye Schröder, her ne kadar Türkiye ile ilgili karar konusunda
müspet bir yaklaşım içindeyseler de kendi muhalefetlerine yeni
koz vermekten çekinir durumdalar. Müzakereye başlama kararının
bugünden dillendirilmeye başlanması mucize olacağından, yaz tatili
sonrasında Türkiye ile ilgili karar tüm AB'nin ve özellikle bu
iki ülkenin gündemini işgal eder hale gelecek. Eylül-Aralık arasındaki
bu gergin dönemde mümkün olabildiğince iki ülke hükümetlerinin
elini güçlendirecek bir bilgilendirme ve iletişim yapmak gerekiyor.

Ayrıca Fransız ve Almanlarla, hele Amerikan aksanıyla İngilizce
konuşmaktan kaçınmak gerekir. Önemsiz sayılabilecek bu ayrıntı
esasında çok anlam yüklüdür. Türkiye'de yabancılarla yapılan üst
düzey görüşmelerde o ülkenin dilini konuşan mütercim eksik olmasa
gerek.

Avrupa'da yapılan diyalog arayışlarında, biçim, kapsam ve
içerikleri ne olursa olsun oradaki Türkiye dostlarını değil Türkiye
karşıtlarını muhatap almak
İletişim ve etkileme açısından yıllardır Türkiye dostluğunu geçim
kapısı yapmış bir çok AB'li şahsın yerine AB kamuoylarında etkili
olan Türkiye konusunda kararını vermemiş olanlar ile Türkiye düşmanlarını
muhatap almak gerekiyor. Zaten inanmış olan Türkiye dostları çoğu
zaman bu konumlarını hak etmek istercesine Türkiye'deki eksiklikleri
dahi görmezden gelerek inandırıcı olmaktan çıkarlar. AB ülkelerindeki
latan Türkiye kuşkusu, ancak bu havayı körükleyen siyasetçi ve
kanaat önderleriyle birebir muhatap olmakla ve onları ikna etmekle
aşılabilecektir.


| |
Cengiz
Aktar
Galatasaray ve Bahçeşehir Üniversiteleri
öğretim üyesi
|

Yazının
devamı için tıklayın

Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|