Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 04. 03. 2004

Cesur olma zamanı

Türkiye'nin, Batı Avrupa'daki yıl sonu tatili sonrasındaki ilk çalışma günü olan Pazartesi 3 Ocak 2005'te Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakereleri sürecine girmesi ezici çoğunluğun temennisi. Hükümet bu hedef doğrultusunda çok önemli ve cesur bir karar alarak Kıbrıs'ta otuz yıldır süren çözümsüzlüğe çare bulunmasının yolunu açtı. Kamuoyunun hükümetin girişimlerini desteklediği kuşkusuz ve yerel seçimlerde bu desteği açığa vuracağı düşünülüyor. Zira Kıbrıs'taki müzakerelerle Türkiye'nin AB ile yapacağı üyelik müzakereleri arasında artık herkesin farkında olduğu yapısal bir ilişki var.

Ancak, Kıbrıs sürecinin önemli aşaması 22 Mart'ta ikili müzakerelerin sona ermesiyle başlayacak. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri, iki tarafın üzerinde anlaşamadıkları ihtilaf konularında son sözü söyleyecek ve Türkiye ile Yunanistan'ın çözüm planını son haliyle kendi yasama mekanizmalarında onaylamaları gündeme gelecek. Müzakere eden taraflar büyük ihtimalle anlaşamayacaklarından dolayı, Türkiye'nin -ve Yunanistan'ın- önüne, kamuoyunda ve mecliste onaylanması kolay olmayacak bir metin gelecek. Başbakan zaman zaman Türkiye'nin olmazsa olmazlarını hatırlatırken, herhalde BM'ye verdiği sözü unutmak istiyor. Nitekim bu metin, hiçbir tarafın tam olarak benimsemediği Annan Planı'nın bugünkü haline benzer bir metin olacak. İşte bu aşamada, yani Mart sonunda hükümetin, AB'den gelecek ve yıl sonunda Türkiye ile müzakereleri başlatacağına dair güçlü sinyaline ihtiyacı var. 26-27 Mart'ta Brüksel'de yapılacak AB'nin ara zirvesi sinyalin verilebileceği en uygun zaman. Yıl sonunda beklenen karar artık bir bakıma öne alınmış gibi duruyor. Zira hükümetin kamuoyu önünde statükoya karşı elini güçlendirebilmek için Kıbrıs'ta verilecek tavizin karşılığını AB ile müzakerelere başlamakla yani fazlasıyla aldığını kanıtlayabilmesi gerekiyor. AB'den gelen sinyaller, özellikle Berlin ve Brüksel çıkışlı teşvik ve takdirler artık bunun imkan dahilinde olduğunu göstermeye başladı.

AB ve Türkiye'nin Kıbrıs blokajları
Ancak Avrupalı siyasîler Kıbrıs'ta bulunacak bir çözümün karşılığında Türkiye'ye borçlu bir konumda olmak istemiyor ve adanın üyeliğinin gündeme geldiği 1990'ların başından beri sorunun çözümünü BM'ye ihale etmekte ısrar ediyorlar. Kıbrıs'ın özellikle kuzeyi ile olan ilişkileri yok denecek kadar az ve ufukta çözüm belirmiş olmasına rağmen konuya, Verheugen'in afakî ve genel beyanlarını saymazsak, uzak durmayı yeğliyorlar. Bu durum tehlikeli. Nitekim hükümet Komisyonu Kıbrıs müzakerelerinden çıkacak sonucun AB müktesebatı olacağına dair garanti vermesi için sıkıştırmaya başladı. Çünkü 16 Nisan 2003'te Akropol'de imzalanan Kıbrıs dahil 10 yeni AB üyesinin Katılım Antlaşması 15 üye devletin meclisinde Annan Planı'nın eki olan 10 numaralı "Kıbrıs'ın AB Katılımı ve İlgili Antlaşmaya Eklenmesi İstenen Protokol" hariç tutularak onaylandı. Zira ortada bugünkü gibi çözüme giden bir girişim yoktu. Komisyon bu sorunun Konsey tarafından kabul edilecek bir yönergeyle meclislerin onayına gerek kalmadan hallolacağını telkin ediyor. Hukuken Annan Planı ile varılacak anlaşmanın meclislerin onayı olmaksızın AB'nin birincil müktesebatı olması mümkün değil. Bu durumda Protokol'un Türk tarafını koruyucu nitelikte olan şerhlerinin bir anlamı olmayacak.

Ama Türkiye, bir yandan Protokol'u canlandırmak için AB'ye baskı yaparken diğer yandan AB'nin ekmeğine yağ sürercesine Komisyonun müzakerelere mümkün olduğu kadar uzak durması için insanüstü bir gayret sarf ediyor. İlgililer sanki sonunda Kıbrıs AB üyesi olmayacakmış gibi bir tutum içinde. Bu tutumda AB mevzuatına olan yabancılığın etkisi büyük. Ancak bu sayede üyelik müzakerelerini tamamlamış olan Rum tarafının bu teknik avantajı istediği kullanması, AB'nin de kuzey ile ilgili ek sorumluluktan kurtulması sağlanıyor. Bu durum ilerisi için büyük tehlikeler arz ediyor. Örnek vermek gerekirse, Ada, yüzölçümü itibariyle AB'nin üye olunduktan sonra verilecek yapısal fonlarına temel oluşturan bölgeler sınıflandırmasında tek bölge olarak değerlendiriliyor. Üyelik müzakerelerini Rum tarafı tek başına yaptığından Kıbrıs tek bölge sayılmış. Eğer Ada birleşik olsaydı ve iki bölge arasında ekonomik açıdan uçurumlar olmasaydı tek bölgenin bir anlamı olurdu. Ancak zengin güney ile fakir kuzey arasındaki fark, adanın ne bugün ne de orta vadede tek bir AB bölgesi sayılmasına imkan vermemekte. Tek bölge ayrıca adanın fiili iki bölgeliliğine de uymuyor. AB'nin bölgecilik ilkelerine aykırı olarak da yapısal fonların kullanım mekanizmaları konusunda çoğunluğa yani Rumlara fiili bir öncelik atfediyor. Görüldüğü gibi Kıbrıs'ta maharet, Kıbrıslı Türklerin farklılıklarını en etkin biçimde gözetecek olan AB'nin modern bölgesel otonomi mekanizmalarını kullanarak müzakere edebilmekte, insanın yerine toprağın muhafaza edilmesi üzerine kurulu, modası geçmiş askerî güvenlik temelli bir müzakere mantığıyla değil. Artık bir an evvel Komisyon'un Bölgesel Politikalar'dan sorumlu Genel Müdürlüğü'nün bu işe en üst düzeyde el atmasını sağlamak ve AB standartlarında iki bölge üzerinde ısrar etmek gerekiyor.

Kamuoyu diplomasisi
Türkiye'nin AB ile müzakere yolunda önünü tıkayan ve yıllardır dile getirdiğimiz diğer sorun, işin içinde muazzam bir "Fransa" bilinmeyeninin olması. Türkiye hakkında son kararı Almanya ile birlikte verecek olan Fransa'dan şimdilik, genel geçer bir iki beyanın dışında hiçbir resmî ve somut bir işaret yok. Bilakis Fransa'nın siyasî karar vericileri Türkiye'ye son derece soğuk. Türkiye'nin artık hızla en yaygın şekilde ses getirecek yeni siyasî girişimlerde bulunması ve klasik diplomasiye ilâveten etkin bir "kamuoyu diplomasisi" (public diplomacy) gerçekleştirmesi gerekiyor. Burada amaç geniş bir medya görünürlüğünü hedefleyerek kamuoyları ve siyasî karar vericilere ulaşmak ve siyasîlerin kararlarını etkilemek olmalı. Elbette kamuoyu diplomasisinin, Türkiye'nin Avrupa'daki 600 yıllık genelde menfî olan imajını 6 ayda değiştirmeyi planlayan ve bu amaçla Avrupa'daki "profesyonel Türk dostları"na lobi yapmaları için fonlar akıtan safdil iletişim anlayışıyla bir alakası yok. Zira Batı'nın entelektüel tartışma ortamlarında Türkiye dostları ile Türkiye düşmanları zaten yıllardır sağırlar misali atışıyor. Bu kısır tartışmanın bugüne kadar bir işe yaradığını söylemek mümkün değil. Kamuoyu diplomasisi için neler yapılabilir?

* Eski Fransız Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d'Estaing ne Cumhurbaşkanı iken ne Avrupa Anayasa taslağını hazırlayan Kurultayın Başkanı iken ne de başka bir zaman Türkiye'ye geldi. Buna rağmen Türkiye'nin adaylığı konusunda verdiği menfî beyanlar Fransa'da pek çok siyasî yetkili tarafından geçer akçe sayılır. Kurultaya katılan 28 ülkeden 27'sine davetli olarak giden Giscard'ın hükümet tarafından Kurultay Başkanı sıfatıyla davet edilmesi ve ziyareti esnasında Türkiye'nin nasıl bir yer olduğunu sivil toplum rehberliğinde müşahede etmesi faydalı olur. Fransa'nın şimdiki Cumhurbaşkanı Jacques Chirac 28 Haziran'da altı yeni NATO üyesinin katılım töreni ve zirve münasebetiyle İstanbul'da olacak. Chirac'ın ve elbette diğer AB liderlerinin hep birlikte İstanbul'da olacak olmaları Türkiye'nin AB hedefinin iletişimi açısından bulunmaz bir fırsat.

 



Diğer yazılar için tıklayın


AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla