



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
18. 11. 2003 |
Bölgesel istikrar unsuru ABD neferliğiyle değil AB ortaklığıyla
olunur
Asker gönderme kararı Türkiye'nin "jeostratejik önemi"
tartışmalarını yeniden başlattı.Yorumcular bu defa, ABD ile hareket
eden, diğer taraftan da AB'ye üye olacağı varsayılan bir Türkiye'yi
iyiden iyiye dev aynasında görmeye başladılar. "Büyük devlet"
ifadeleri yine ortalıkta uçuşmaya başladı.

Bir yandan AB üyeliği için çaba sarfedip diğer yandan stratejik
önemimizden dem vuranların gözönünde bulundurması gereken dört
husus var. Zira bugünkü parametreler içerisinde ABD ile hareket
eden Türkiye'nin AB perspektifi, sanılanın aksine sağlamlaşmaz
bilakis zayıflar.

İlkin, kendi istikrarını sağlamaktan aciz bir Türkiye dışarıya
istikrar ihraç edemez; eğer etmeye kalkarsa siyasî sorunlara askerî
çareler üretmekten başka geleneği olmadığından bildiği tek yöntem
olan top ve tüfeksiz hareket edemez; eğer edeceğini dile getiriyorsa
da inandırıcı olamaz. Nitekim buradaki Kürt meselesini PKK'nın
alt edilmesiyle hallettiğini sanan jakoben anlayışın, Irak'a barış
ve istikrar değil oradaki Kürt meselesine de aynı şekilde yaklaşmasından
doğabilecek ilâve sorunlar taşıyacağını geç de olsa kavrayan ABD
işgal otoritesi Türk askeri konusundaki ilk hevesini kaybetmiş
bulunuyor.

İkincisi, AB'nin algılamasında Türkiye özellikle kendi
topraklarına sorun ihraç eden istikrarsız bir ülkedir.
Mülteciler, kaçak işçiler ve diğer yasadışı faaliyetlerin son
durağı olan varsıl AB ülkeleri, komşu Türkiye'yi sorun kaynağı
olarak algılarlar. AB Türkiye'nin adaylığını teslim ederken bu
topraklara katılımcı ve dolayısıyla kalıcı istikrarı taşımanın
yolunu aramıştır. AB'nin Türkiye'den beklediği Irak'ı değil önce
kendisini istikrara kavuşturmasıdır. Burada Irak'ta ABD ile birlikte
hareket eden AB'ye üye ve müstakbel üye ülkelerle karşılaştırma
yapmak mümkün değildir. Zira bu ülkelerin hiçbirinde ordular siyasetin
önünde değildir ve hiçbirinin Irak'ta klasik anlamda bir hegemonya
kurma hevesi yoktur.

Üçüncüsü AB, Türkiye'nin İsrail ile birlikte ABD'nin bölgesel
jandarması olmayı temenni etmesinden, dünyaya bakışını ve bu arada
AB ilişkisini de bu temenni doğrultunda biçimlendirmesinden rahatsızdır.
Nitekim Türkiye'deki beyanlara bakılırsa, Irak'ın işgalinde ABD'nin
Britanya gibi stratejik ortağı olunacak aynı zamanda da AB
ile olan ilişkiler, hiçbir şey olmamış gibi sürdürülecek. Yeni
Avrupa'nın mimarisinde AB'nin kurucu ülkelerinin kat'iyen istemediği
bir şey varsa o da ikinci bir Britanya'dır. Kıta Avrupa'sının
çekirdek ülkeleri, 1950'de Almanya ve Fransa'nın birleşmiş Avrupa'yı
oluşturmak için getirdiği teklifi reddeden, Birlik'e üye olduğu
1973'ten bu yana atlantik yani ABD ilişkisini AB ilişkisinin üstünde
tutan ve Birlik'in federalleşme sürecini devamlı baltalama eğiliminde
olan Britanya'ya benzer reflekslerle hareket etmeye yatkın bir
Türkiye'yi aralarına almaya hazır değiller. Belçika Parlamentosu
Başkanı Herman de Croo'nun, karşılıklı bir söyleşide dile
getirdiği senaryo uyarınca AB'nin Britanya ve Türkiye tarafından
"sandviç"e alındığı bir Avrupa değil arzu edilen. Keza eski Fransa
Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d'Estaing'nin Türkiye'nin
üyeliğine karşı olmasının arkasında yatan siyasî çekince de Türkiye'nin
ABD'ye yakın ve AB'yi ortak pazardan başka bir biçimde düşünemeyen
Britanyavarî bir üye olmaya meyilli olmasıdır.

II. Dünya Savaşı'ndan bu yana AB Türkiye'de ABD'nin bakış açısıyla
irdelenir, ABD'li gözlüklerle okunur ve ABD'li düşünme kalıplarıyla
kavranır. Sosyal Avrupa, Ortak Tarım Politikası Wall Street
Journal'dan, AB'nin İsrail veya Irak politikasıysa Herald
Tribune'den öğrenilir. Köşe yazarları Avrupa ülkeleriyle ilgili
gelişmeleri- ve dolayısıyla yorumları- çok yaygın bir biçimde
ABD yayın organlarından yani ikinci elden izler ve aktarırlar.

AB'nin çekirdek ülkelerinin gözünde yarım asırdır ABD uydusu olarak
kuşkuyla karşılanan Türkiye'nin ortaklık (partnership) önceliklerinin
baştan aşağıya gözden geçirilmesi gerekiyor. Zira eğer Türkiye'nin
hedefi AB üyeliği ise ABD ile olan ilişkinin eskisi gibi devam
ettirilmesi ve hem AB hem ABD ile stratejik ortak olunması
mümkün değildir. Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte AB
ile ABD'yi bir araya getiren "hür dünya" ittifakı da sona ermiştir.
"İslam","uluslararası terör" gibi yeni ortak düşmanlar icad eden
ABD'nin bu arayışları ve dünya sorunlarını sadece kendi güvenliğine
oluşturduğunu varsaydığı tehdit skalasına göre değerlendirmesi
AB tarafından kabul görmemektedir. Ve en önemlisi artık AB'nin
federalleşmesini ve ekonomik gücüne eşit bir siyasî güce dünya
çapında sahip olmasını açıkça engellemeye çalışan bir ABD vardır.

Son olarak Türkiye'nin 21. yüzyılda birleşmiş ve genişlemiş federal
Avrupa'nın güvenliğine bulunacağı katkılar su götürmez. Temelleri
atılmaya çalışılan ortak güvenlik ve savunma politikaları ve kurumları,
özellikle de Avrupa Ordusu'na Türk Silahları Kuvvetleri'nin katacağı
güç aşikardır. Ancak bunun gerçekleşmesi için ülkenin AB ile
perçinlenmesi, AB rotasını sağlamlaştırması ve en önemlisi
askeriyenin sivil idarenin tam denetimine girmesi gerekmektedir.
AB'ye yapılacak katkı ancak böyle bir çerçevede mümkün olabilir,
şimdi değil.

Foreign Policy dergisinde Ocak 2001'de yayımlanan makalede
şu ifadelere yer veriyorduk: "Avrupa'nın güvenlik ve istikrarı,
kıtanın ortası ve doğusunun kalıcı bir güvenlik ve istikrara ermesiyle
birebir alakalıdır. Merkezkaç politikalardan uzak duran, Avrupa
Birliği ile olan ortak siyasî sorunlarına çareler üretmiş, her
cenahta düşman görmeden yaşamayı öğrenmiş, kendisiyle barışık
ve normalleşebilmiş bir Türkiye'nin uzun vadede bu coğrafyada
güvenlik ve istikrar kaynağı olan bir ülke konumunda olması düşünülmüştür.
Türkiye'de dillerden düşmeyen Türkiye'nin jeo-stratejik öneminin
bugün için stratejisiz bir coğrafyadan ibaret olduğu düşünülürse
Türkiye'ye ilerde biçilen bu rol dikkate alınması gereken yeni
bir konumlandırmadır. Başkan Clinton'un TBMM konuşmasında dile
getirdiği de budur. Bu anlamda Avrupa Birliği'ne dahil bir Türkiye
hem bölgedeki istikrar kaynağının temelini oluşturacak hem de
tarihî ve coğrafî ilgi ve etki alanlarına bu sayede daha etkin
ve kalıcı politikalarla nüfuz edebilecektir. Bunlar kabaca Ortadoğu,
Orta Asya, Kafkaslar ve Balkanlardır. Elbette bu nüfuz bugünkü
"ağabeylik", "Osmanlı mirası", "Türk dünyasının lideri" gibi 19.
yüzyıl şablonları ve zihniyetiyle değil "ağırlığı olan eşit partner"
olarak gerçekleşecektir. Türkiye bu coğrafyalara Avrupa üzerinden
ulaşacaktır. Bu sürecin yakın zamandaki en çarpıcı örneği Akdeniz,
Kuzey Afrika ve Latin Amerika'daki eski ağırlığını Avrupa Birliği
üyeliği dinamiğiyle yeni ve kalıcı bir temele oturtan ve eski
dostlarına artık başarı örneği teşkil eden İspanya'dır."

Bugünkü Türkiye'den bölgeye istikrar getirmesi için medet ummak
Franko İspanyasından Latin Amerika'ya istikrar getirmesini beklemekle
eşdeğerdir. Şu sıralar görmezden gelmeye çalıştığımız Azerbeycandaki
kepazelik, AB üyesi olmuş sağlam bir Türkiye'nin coğrafyasında
muhtemelen daha zor gerçekleşirdi. Geçenlerde Çetin Altan Irak'a
asker yollama konusundaki bir dokundurmasını "kelin merhemi olsa"
diye bitiriyordu.


| |
Cengiz
Aktar
Galatasaray ve Bahçeşehir Üniversiteleri
öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|