Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 04. 03. 2004

Cesur olma zamanı (Devam)

* Türkiye İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin ölüm cezasıyla ilgili her iki protokolünü onaylayarak barışta ve savaşta ölüm cezasını kaldırdı. Bu kararın İslam dünyasında bir benzeri yok ancak bu önemli adımın yeterince iletişimi ve duyurusu yapılmadı.

* Türkiye'nin Ermenistan ile olan ve daha doğrusu olmayan ilişkileri her ne kadar çözülmesi çok zor bir sorun ise de, Ermenistan ve Kafkaslara yönelik gerçekleştirilmesi imkân dahilinde olan bir dizi girişim var. Bunlardan biri Kars-Gümrü-Nahcivan-Baku kara ve demir yollarının açılması. Tüm sınır vilâyetleri ticareti geliştireceği için yolların açılmasını yıllardır talep ediyor. Eğer gerçekleşirse bu girişimin özellikle Fransa ve ABD'deki Ermeni lobileri üzerindeki müspet etkisi ve oluşacak ticaret ortamının orta vadede Kafkasya'daki sorunları yumuşatıcı etkisi, Azerbaycan ile olan ilişkilerimize vereceği addedilen zararın çok önünde olacaktır.

* Geçen Kasım ayında Mihail Saakaşvili Gürcistan'da Edvart Şevernadze'yi kansız bir darbeyle devirdi ve Ocak'ta Başkan seçildi. Büyük ekonomik ve siyasî zorluklar içerisinde olan, Batı'nın her zaman sıcak baktığı ve üstelik Müslüman akrabaları Türkiye'de yaşayan Gürcülere Türkiye'nin yardım elini şimdiden uzatması ilerde nasıl bölgenin istikrar unsuru olabileceğini gösterecektir.

* Kıbrıs'ta Türk unsurun varlığını gözetmeye çalışan Türkiye'nin, kendi yurttaşı olan Kürt unsurun haklarını görmezden gelmesi inandırıcı olamaz. Kürtçe için ulusal yayın şartı ve dil kurslarının önüne çıkarılan bin bir engelin hükümet tarafından bertaraf edilmesi bu denli zor olmasa gerek. Türkiye'deki statükocu kesim DEP'li milletvekilleri davasında, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararına uygun olarak yeniden yargılamayı kabullenmiş olsa da, sanıklar ve avukatlarının başından beri istediği ve çok anlamlı bir jest olacak serbest yargılama konusunda gardını düşürmüyor. Davanın gidişatı, DEP'li milletvekillerine bir yıl birkaç ay içerisinde dolacak olan mahkûmiyet sürelerini tamamlatmak yönünde. DEP'li milletvekilleri davasında yaşanacak müspet bir gelişme AB ülkelerinde çok yankı bulacaktır. Türkiye'nin yurttaşına sahip çıktığının uluslararası kamuoyunda yankılanmasını sağlayacak bir diğer girişim, Irak'ta iç savaş kapıdayken Musul'un güneyindeki Mahmur mülteci kampında 1997'den beri yaşayan 9000 civarındaki Türkiyeli Kürt'ün bir an evvel yurda geri dönmesini sağlamak olacak.

* AB'nin Hıristiyan kulübü olmadığını, olmaması gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz. Avrupa'nın da Türkiye'nin bir Müslüman kulübü olmadığına ve kendi dininin burada saygı gördüğüne kanaat getirebilmesi gerekmez mi? Türkiye'nin bu konudaki sicili son derece zayıf ve 1923'ten beri Lozan azınlıklarının dinsel özgürlükleri ile ilgili tavrı ürkek bir azınlıklar politikasıyla belirleniyor. Ama önünde bir dizi cesur girişim olanağı da yok değil. Örneğin Heybeliada Ruhban okulunun din bilimleri eğitimi 1971'ten bu yana, lisesi ise 1984'den bu yana yasaklı. AKP hükümeti okulun yeniden eğitim vermesi için gereken çalışmaları başlattığını ifade ediyor. Ruhban okulunun açılması dünya üzerine yayılmış 250 milyon Ortodoks tarafından memnuniyetle karşılanacaktır. Fener Patriği Bartolomeos 28 Haziran'da muhtemelen, dünyayı idare eden ve Türkiye hakkında müzakerelere başlama kararını verecek siyasî liderlerden en az bir düzinesi ile baş başa görüşecek. Patriğin de bu görüşmelerde okulun yeniden eğitim veriyor olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirmesi fena mı olur? Benzer bir açılım Türkiye'nin adaylığı konusunda dolaylı olarak söz sahibi olan Vatikan yönünde gelişebilir. Vatikan'ın Türkiye'de yıkık dökük halde olan bazı dinî yapıları onarmak üzere harekete geçtiği ancak müspet bir cevap alamadığı söyleniyor. Keza azınlık vakıflarıyla ilgili yeni yasanın yönetmeliklerinin mülkiyet edinme konusuna açıklık getirmediği ve fiiliyatta yeni kilise ve mezarlık açılmasının zorlukları biliniyor. Bu tıkanmaları gidermek çok zor olmasa gerek.

Zafiyet değil özgüven
Tüm bu girişimler zafiyetin değil özgüvenin göstergeleridir. Bu adımları "ülkeyi bölmek isteyen" AB değil, ülkenin daha iyi olmasını ve AB yolunun geri dönüşsüz bir biçimde açılmasını arzu eden toplum talep ediyor. Kıbrıs'ta güvercin, tüm diğer siyasî tıkanma noktalarında şahin olmak hükümetin iç ve dış kamuoyu nezdinde inanılırlığına halel getirir. Ve aksine, Kıbrıs'taki uzlaşmacı tavrın diğer konulara yansıması Türkiye'nin samimiyetini gösterir, gücünü perçinler.

24 Ocak 2004 günü, Türkiye'nin dış politika anlayışında bir dönüm noktasıydı. O gün Başbakan Davos'ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan ile yaptığı görüşmede Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs yeni müzakerelere hazır olduğunu ve tarafların üzerinde anlaşamadıkları konularda karar alma yetkisinin Genel Sekreterin tasarrufuna koşulsuz olarak bırakılabileceğini açıkladı. 1923 yılından bu yana Türkiye'nin dış politikası kayıtlarında bu ayarda bir inisiyatif yoktur. Türk dış politikası Ankara'da, genelde güvenlikle ilgili, dolayısıyla askerî mantık ve kaygılarla belirlenen pozisyonların, gittikleri yere kadar ve katiyen taviz vermeden savunulmasından ibaretti. Halbuki, müzakere taviz verme ve karşılığını alma sanatıdır. Nitekim taviz sözünün Arapça anlamı "karşılık olarak bir şey vermek"tir.

Türkiye'de ilk kez bir hükümet cesur bir duruş sergiledi ve çığır açtı. Bu anlamda muhalefetin dış politika tenoru Onur Öymen'in "kırılma" teşhisi doğrudur ama bu kırılma CHP'nin iddia ettiği gibi menfî değil bilakis müspet bir kırılmadır. Üstelik ilk kez onyıllardır askerî mantıkla biçimlenmiş bir dış soruna sivil bir hükümetin, sivil iradeyle sivil çareler üretilmesiyle gelen bir kırılma; en kıdemli askerin bizzat bu yeni dönemin açılmasındaki payını da unutmadan...




Baş tarafı



Diğer yazılar için tıklayın


AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla