



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
16. 09. 2003 |
2004 sonunda verilecek kararı
bugünden hazırlamalıyız
Gelecek yıl bu zamanlar Avrupa Birliği'nin (AB) siyasî yetkilileri
Türkiye'nin tam üyelik süreciyle ilgili hayatî bir karar arifesinde
olacaklar. AB'nin Aralık 1999'da Helsinki Zirvesi'nde adaylığını
teslim ederek başlattığı yeni Türkiye politikasının "hakikat vakti"
tam üyelik için gereken müzakere sürecinin başlatılması kararında
somutlaşacak. Aday Türkiye teknik olarak, katılım sürecinin müzakere
evresine başlamak için gereken güçlü siyasî iradeyi çoktan gösterdi
ve ardarda çıkan uyum paketleriyle değil müzakere evresine ulaşmak,
tam üye olmak için gereken reformları yapar hale geldi. Hükümet
ve Meclis, Avrupa'nın kendisinden hiç beklemediği bir performansı,
üstelik Irak savaşının belirlediği zor bir ortamda başarıyla ortaya
koydu. Ancak bunlar Türkiye'nin üyeliği konusunda kuşkulu ve kararsız
AB politikacıları için yeterli olmayabilir. O yüzden, bir yandan
yasaların uygulanmaları için azamî çaba sarf etmek, diğer yandan
AB yetkilileri ve özellikle de Alman ve Fransız siyasîlerle güçlü
ve kesintisiz bir diyalog içinde olmak gerekiyor.

Kararı kim, nasıl alacak?
Daha önce diğer aday ülkeler için de yapıldığı gibi Türkiye ile
üyelik müzakerelerine başlama kararını AB üye ülkeleri hükümetleri
konsensüsle alacak. Bazı yorumcular şimdiden muhtemel Yunanistan
vetosundan söz etmeye başladı, halbuki karar için oylama yapılmıyor.
Kararın alınması için gereken Kopenhag Siyasî Kriteri'nde yeterlilik
değerlendirmesi, genişleme sürecinin icracısı olan Avrupa Komisyonu
tarafından 2004 yılı İlerleme Raporu ile yapılacak. Ancak raporu
kaleme alacak olan Komisyon'un bağımsızlığını ve tarafsızlığını
büyütmemek gerekiyor. Ne de olsa Günter Verheugen, Genişlemeden
sorumlu Komisyon üyesi tayin edilmeden önce Almanya Dışişleri
Bakan yardımcısıydı, gelecek yıl Komisyon'un değişmesiyle görevini
bıraktığında tekrar Alman hükümetinde bir göreve gelebilir. Nitekim
Verheugen Türkiye ile ilgili demeçlerinde tarafsız bir
teknik yetkilinin bir aday ülke hakkında söyleyebileceklerini
aşan ifadeler kullanmaktan hiçbir zaman çekinmedi. Verheugen
ekibinin 2004 yılı sonundaki Türkiye değerlendirmeleri tıpkı geçen
yılki İlerleme Raporu'nda yapıldığı gibi son kararı alacak
olan hükümetlerce yönlendirilecektir. Ama öte yandan Komisyon
raporunun menfî çıkmasını sağlamaktan kaçınmak ve böylece davayı
baştan kaybetmemek gerekiyor. Siyasî uyum ve özellikle uygulama
bu çerçevede son derece önemli. Ancak AB, Aralık 2002'de Kopenhag
Zirvesi'nde müzakerelere başlama kararını almayarak ve özellikle
bu yılki Katılım Ortaklığı'nın güncelleştirilmiş halinde
sıraladığı önceliklerle, Türkiye ile müzakerelere başlamak için
gereken siyasî uyumun çıtasını çok yükseğe koydu. Neredeyse yüzyıldır
birikmiş temel sorunları bu denli kısa bir zaman zarfında çözmek
mümkün değil. Ayrıca, Katılım Ortaklığı ön çalışmaları
esnasında Dışişlerinin gayet isabetli bir şekilde Komisyon'dan
siyasî önceliklerin olabildiğince somuta indirgenmesi talebinin,
teamüle aykırı olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ve AB için Siyasî
Kriter'in ucunun açık olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu konum,
her şeyden önce ülkenin hayrına olan bu reformların gerçekleşmeleri
konusunda her çabanın sarf edilmesini elbette engellememeli. Fakat
diğer taraftan gerçekçi olmak, müzakerelere başlama kararının
önündeki iç ve dış engelleri bilmek ve stratejiyi buna göre belirlemek
gerekiyor.

Konu teknik değil siyasîdir
İçerde, uyum yasalarının çıkmasına koşut olarak, 2004 yılı sonuna
kadar kalan zaman zarfında bürokrasinin AB üyeliğine karşı olan
unsurları, belli bir medyanın desteğiyle, Türkiye'nin adaylığının
teslim edildiği Aralık 1999 Helsinki Zirvesi ve özellikle müzakerelerin
başlatılması kararının beklendiği Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi
öncesinde yapıldığı gibi ilişkileri gerecek ve Türkiye'yi istemeyenlerin
elini güçlendirecek girişimlerde bulunmayı sürdürebilir. Buna,
uygulayıcıların yeni yasaları "eski köye yeni adet" olarak algıladıklarını
ve kötü adetlerin kolayca değişmeyeceğini eklemek gerekiyor. Siyasî
otoritenin, bilinçli engelleme girişimlerini boşa çıkarmak için
yeterli kararlılığı gösteremediğini ve bunun yapısal nedenleri
olduğunu görüyoruz. Bu unsurların bir yandan devletin toplumla
ve komşularla var olan sorunlarını yumuşatacak barışçı arayışları
(Ruhban okulunun tekrar açılması, Ermenistan ile ticaret) engellemeyi
sürdürmeleri, diğer yandan AB'li siyasîlerin alacakları kararı,
özellikle üç konuda, Türkiye aleyhine etkilemek amacıyla çalışmaları
olasılık dahilinde. İlkin Kıbrıs'ta çözümsüzlük ve genelde
Yunanistan ile ilişkilerin gerginleştirilmesi: Kıbrıs'ta Aralık
seçimleri öncesinde, yeni vatandaşlık vererek sonuçları çözümsüzlük
taraftarları lehine etkilemek, sonrasında da eğer "çözüm ve AB
üyeliği" taraftarları kazanırsa onların Denktaş'ın müzakereci
olmaya devam etmesini istemeyecekleri durumda yaşanabilecek kriz;
Yunanistan hava sahası ihlallerinin sürmesi. İkinci konu Irak'a
asker gönderme teşebbüsü: Bu, AB kamuoylarında Kuzey Irak'ta
Kürt oluşumun istikbaline karşı bir hareket olarak algılanabilecek
ve AB'nin savaş karşıtı ülkeleri Almanya ve Fransa'nın tepkisini
çekebilecek potansiyele sahip. Son olarak uyum yasalarının
uygulamasının fiiliyatta ve yönetmelikler yoluyla sekteye
uğratılması, özellikle Avrupa kamuoylarının farkında olduğu DEP'li
milletvekilleri davasının yeniden görülmesinin sürüncemede kalması.

Müzakerelere başlama kararının çıkması hedefine doğrultusunda
çalışacak olan kişi ve kurumların bütün bu engel ve olasılıkların
farkında olması gerekiyor. 2004'te karar vakti geldiğinde, Türkiye'de
demokratikleşme yolunda verilecek tüm uğraşa rağmen, AB'nin Türkiye
ile müzakereye başlamamak için yeterli zaaf ve gerekçe bulabileceğini
bugünden söylemek zor değil. Ama buna karşılık, "Türkiye'nin siyasî
uyumda 2001 sonbaharından beri attığı anayasal ve yasal adımlar,
uygulamadaki eksiklikler ve tüm diğer engellere rağmen genişleme
pratikleri açısından ülkenin katılım müzakereleri sürecine başlaması
için yeterlidir" demek de mümkün. Ancak bu yaklaşımın sonuç verebilmesi
için, müzakere sürecine başladıktan sonra ilerde AB üyesi olacak
bir Türkiye'nin 21. yüzyıl Avrupasının inşasındaki yerinin, müzakerelere
başlama kararını verecek olan AB'li siyasetçinin ufkuna yerleştirilmesi
gerekiyor. Bu, teknik değil siyasî bir yaklaşımdır, dolayısıyla
kurulacak iletişim ve diyalogun muhatapları da ancak AB'li siyasî
yetkililer olabilir.

AB'li politikacıyla diyalog
Yunanistan, politikacısı ve sivil toplumuyla 1981'de üye olmadan
önce o zamanki dokuz AB üyesi ülkenin politikacılarının adeta
markaja almıştı. Türkiye'nin de 2004 sonuna kadar kalan zaman
zarfında çerçeve ve içeriği iyi tanımlanmış mesajlarının hedefi
ve muhatabı AB'li 25 ülkenin siyasîleri olmalıdır. Ancak AB'li
siyasîlerle diyalog dendiğinde hedefi dar tutmak ve kıt imkanlarımızı
en verimli biçimde kullanmamız gerekiyor. Zira sonunda Türkiye
ile ilgili kararı her zaman olduğu gibi Almanya ile Fransa alacak.
Elbette diğer üye ve müstakbel üyelerin kararda söyleyecekleri
olacak ama Avrupa'nın lokomotifi olan bu iki ülke Türkiye ile
müzakere sürecini başlatma kararını alırsa diğer ülkelerin bunu
engelleme payları yoktur. Bu iki kilit ülke dışında kalan ülkelerle
diyalog alışılagelmiş resmî ve gayrı resmî yollarla sürdürülebilir.
Bu ülkeler arasında 2004 yılı dönem başkanları İrlanda ve özellikle
yılın ikinci yarısında Hollanda'ya özel bir ilgi gerekiyor. Hollanda,
geçen yıl Danimarka'nın -maalesef Türkiye aleyhine gayet başarılı
bir şekilde- yaptığı aracılık işlevini 2004'te üstlenecek olan
ve daha önce iki temel antlaşmayı (Maastricht ve Amsterdam) kotarmış,
arabuluculukta çok deneyimli bir ülke. Her ne kadar Almanya ve
Fransa'nın alacakları kararı belirlemekte temel bir rol oynayamayacak
olsa da, Hollanda'nın kesinlikle kazanılması lâzım. Türkiye hakkında
karar verecek birçok AB'li siyasîyi doğrudan etkileme gücüne sahip
ancak bugüne dek böyle bir teşebbüse yanaşmamış olan Vatikan'ı
da, Türkiye'nin AB üyesi olmasını engelleyecek dinî bir gerekçe
olamayacağını dile getiren bir beyan vermeye teşvik etmek son
derece faydalı olacaktır.

Türkiye'nin politikacılarının genelde diğer ülkelerin politikacılarıyla
ilişkilerinin ne denli sınırlı olduğunu düşünecek olursak, önümüzdeki
bir yıllık sürenin en verimli şekilde değerlendirilmesi amacıyla
diyalogun Türkiye'de her kesimin işi haline gelmesi lâzım. Meclisteki
partilerin dış ilişkileri bugün itibariyle CHP'nin Sosyalist Enternasyonal
ilişkisi ve Kemal Derviş gibi bir iki ismin kişisel irtibatlarıyla
sınırlı. AKP'nin AB ülkelerini kapsayan uluslararası kurumsal
bir bağlantısı maalesef daha yok. 2 Eylül'de TÜSİAD'ın Berlin
bürosunun açılışı vasıtasıyla Alman ve Türk başbakanlarının bir
araya gelmesi bu çerçevede çok yararlı bir girişimdir. Bu çeşit
fırsatların çoğaltılması ve politikacıların Avrupa bağlantılarının
kurulması gerekli. AB ülkeleri siyasîlerine yönelik iletişimin
içeriğinin alışılagelmiş Türkiye güzellemesi olmaması, müstakbel
üye Türkiye'nin farkı ve çeşitliliğiyle 21. yüzyıl Avrupasına
ve
bölgemize olacak katkısını anlatabilmesi gerekiyor. Bu pozitif
iletişimin, ülkenin malum handikaplarını, Avrupalı siyasîlerin
genişleme sürecinin geleceği konusundaki kaygılarını ve ülkenin
üyeliğine karşı kalıplaşmış argümanlarını göz önünde
bulundurması yararlı olacak.




Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|