Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 22.11.2000

Katılım Ortaklığı ile AB
Ülkenin Kalıcı Gündemine Yerleşti



8 Kasım günü Avrupa Birliği'nin icracı sekreteryası Avrupa Komisyonu, 1998'de Malta dışında diğer 11 aday ülke ile yapmış olduğu gibi Katılım Ortaklığı sürecini Türkiye ile de başlattı. Kurucu antlaşmalar ve Topluluk kurum ve programlarına katılım ile birlikte Katılım Öncesi Stratejisi'nin (Pre-accession Strategy) üç ayağından biri olan Katılım Ortaklığı adı üstünde bir eylem niteliği taşır. Bu anlamda "Katılım Ortaklığı Belgesi" ifadesi çeviri hatası olduğundan gayri Katılım Ortaklığı'nın herhangi bir belge olarak algılanması yanılgısını beraberinde getirmektedir. Aday ülkeler için Katılım Ortaklığı, aday ülkenin katılım öncesi yolunu çizen Müktesebatın Benimsenmesi için Ulusal Program (MBUP) ve Mali Protokol ile birlikte bütünlük kazanan bir sürecin adıdır.

Eğer ciddi bir kriz yaşanmaz ve Ankara'nın hamasi retoriği saman alevinden öteye geçmezse- ki muhtemelen böyle olacak- Türkiye, Katılım Ortaklığı'nın resmiyet kazanmasını beklemeden MBUP'u hazırlayacak ve Komisyon ile birlikte Türkiye'ye ayrılan yıllık 177 milyon avroluk hibe yardımın, eylem planını hayata geçirmek amacıyla nerelerde kullanılacağını tayin edecektir.


Katılım Ortaklığı ise AB Konseyi'nin değişik kurullarında görüşüldükten sonra son halini alacak ve oybirliğiyle kabul edilmesinin akabinde hukuki bir metin haline gelecektir.

AB Katılım Ortaklığı ile Türkiye'nin önüne son derece kapsamlı bir reform platformu koymuş ve bunun gerçekleştirilmesi için kendisini angaje etmiştir. O yüzden metnin adı "Ortaklık"tır. AB bu şekilde niyetini beyan etmişken Türkiye ne derece bu ortaklığın kurallarını yerine getirmeye hazır, diğer bir deyişle, oyunu kurallarına göre oynayabilme yeteneğine ne ölçüde sahiptir?

Şüphesiz ki bu sorunun cevabı zamana yayılmıştır. Ancak şimdiden eldeki veriler temelinde birkaç öngörüde bulunmak da pek zor değildir.

Daha önce ki yazılarda ülkede siyasi ayırım çizgisini artık giderek AB belirleyecek ve bu somut olarak Katılım Ortaklığı ile başlayacak diyorduk. Nitekim AB normları Türkiye'nin siyasetinde belirleyici rol oynamaya başladı ve Katılım Ortaklığı turnesol kağıdı işlevini ay başında basına sızdığı andan itibaren yerine getirmeye başladı. Giderek netleşen ve adaylığın somut vecibelerinin yerine getirilmeye başlandığında daha da netleşecek bir saflaşma süreci içerisinde artık Türkiye. Bu süreç aynı anda ülkenin geçiş sürecine tekabül ediyor.

Uçlardan başlarsak, Türkiye'nin AB'ye üye olmasına açıkça karşı olan grup eskiden de var olmasına rağmen adaylık vecibeleri açıklandıkça tepkilerini daha somut örneklere dayandırma fırsatı elde etti. Türkiye'nin hiçbir "ahval ve şerait" dahilinde bağımsızlığından en küçük bir taviz vermemesi gerektiği ilkesinden hareket eden bu zihniyet son tahlilde, içinde yaşadığı dünya ile kenetlenmiş ve AB üyeliği ile daha da kenetlenecek olan Türkiye'nin kendisini dünyadan soyutlamasını telkin ve teklif etmektedir. Bu zihniyetin tekabül ettiği ülke ve yaşam tarzının modern zamanlardaki uygulamaları insanlığın vahşet tarihi kayıtlarına geçmiş ve belleklerimize nakşedilmiş olan Enver Hoca'nın Arnavutluk'u, Mao Zedong'un Çin'i ve Pol Pot'un Kamboçya'sıdır.

Ütopik bir kendi yağıyla kavrulma ideolojisi, diğer taraftan da paranoyak bir tam bağımsızlık rüyasıyla donatılmış olan bu zihniyetin ülkede, Allah muhafaza, pek taraftarı yoktur. Ancak etkisi sadece ait olduğu düşünce kuşağı içerisinde değil AB taraftarı gibi gözüken ama biraz deşildiğinde AB karşıtı olan bir ikinci grup içerisinde de görülmektedir. Bu grup, radikal olan ilk gruba oranla daha gerçekçi bir konumdadır. İçerisinde bürokrasi deneyimi olan veya değişik kamu kuruluşları ve siyaset dünyasıyla sıkı fıkı ilişkiler içinde olanların çoğunlukta olduğu bu grup AB adaylığından kolay kolay vazgeçilemeyeceğini bilmektedir. Ancak adaylık süreci içerisinde gerek Türkiye'nin gerçekleştirmesi istenen reformları, gerek farklı AB kurumlarının tasarrufları, gerekse AB Üye Devletleri'nin ülkeyle ilgili beyan ve tavırlarını her fırsatta bağımsızlığımıza zarar veren girişimler olarak kamuoyuna tanıtmayı iş edinmiş durumdadır. Böyle bir zararın söz konusu edilemeyeceği yerde ise iki yüzlülük, çifte standartlılık, peşin hükümlülük, ırkçılık gibi kolaycı yaftalar yoluyla ve icabettiğinde dezenformasyona başvurmaktan çekinmeksizin Türkiye'nin AB üyeliğine engel ve köstek olmayı vazife bilmektedir.

Medya'da epeyi güçlü konumda olan bu grup Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki yeni ilişkinin boyutunu kavrayamamış, meseleye hâlâ "biz-onlar" mantığıyla bakan, AB ilke ve ölçütlerinin bazılarını beğenen bazılarını dışlayan "alakartçı" kitleyi bugün itibarıyla fazlasıyla etkiler durumdadır.



Diğer yazılar için tıklayın



AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla