



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
13. 08. 2002 |
Türkiye'nin yeni yolu 
"Geçen
hafta Türk Parlamentosu'nun kabul ettiği İnsan Hakları reform
paketinin önemini kimse azımsamamalıdır. Avrupa Birliği (AB) üye
devletleri, aralarında Türkiye'nin tam üyeliği konusunda bazılarının
ciddî çekincesi olmasına rağmen, bu reformlara karşılık verirken
cömert olmalıdırlar." Financial Times, "Türkiye'nin sırası", başyazı
6 Ağustos 2002. "Kağıt üzerinde de olsa 3 Ağustos oylaması bir
devrimdir. Her şey uygulamada bitecek. Her şey hâlâ çok güçlü
olan askeriyenin bu evrimin önünü kesip kesmeyeceğine, demokrasinin
gelişmesine olanak tanıyıp tanımayacağına bağlı. Bu imkansız değil,
ancak garanti de değil." Le Monde, "Türk dönemeci", başyazı 6
Ağustos 2002.

3
Ağustos kararları Batı Avrupa'yı tatil rehavetinden birkaç günlüğüne
de olsa çıkardı ve kararları Britanya ve Fransa'nın en saygın
iki gazetesi yukarıdaki sözlerle selamladı. 14 maddelik paketin
içeriği şüphesiz, becerikli bir şekilde hazırlanmıştı. AB üyesi
ülkelerin, Kopenhag Siyasî Kriteri öncelikleri arasında en hassas
oldukları ölüm cezasının kaldırılması ile ana dillerde yayın ve
eğitimin önündeki hukukî engellerin kaldırılması konuları, Türkiye'nin
Lozan'dan bu yana bir türlü çözemediği azınlık vakıflarının statüsü
ve diğer taraftan AB ülkelerini doğrudan ilgilendiren yasadışı
göç ve insan kaçakçılığı sorunlarıyla ilgili yasal düzenlemeler,
AB'nin uyum paketine müspet yaklaşmasını amaçlıyordu.

Avrupa
Birliği 3 Ağustos kararları ışığında ve 12-13 Aralık 2002'de gerçekleşecek
Kopenhag Zirvesi'ne kadar olan zaman diliminde, Aralık 1999 Helsinki
Zirvesi'nden beri son derece yetersiz bir siyasî reform sicilinden
ötürü AB genişleme sürecinin içinde tam anlamıyla yer alamamış
olan Türkiye'nin adaylığı ve müstakbel üyeliği ile ilgili hayatî
bir karar vermek durumunda. Bundan sonra ne olur? Paket yeterli
addedilecek mi? Hangi üye devletler ve hangi AB kurumları Türkiye
ile ilgili alınacak kararda etkili olacak? Ne gibi bir karar çıkabilir?
Kararın zamanlaması ne olabilir? Kararın ertelenmesi veya menfî
çıkması mümkün mü? Uyum paketinin, Türkiye'nin adaylığını bir
sonraki aşamaya taşımak için yeterli olduğuna kanaat getirileceğini
ve eğer uygulamada vahim hatalar yapılmaz ve yasalar somutluk
kazanırsa verilecek kararın ülkemizin AB yolunu açacak nitelikte
olacağını düşünmek için elimizde bir çok veri, gelişme, teamül
ve ipucu bulunuyor.

Kararı
etkileyecek dış etkenler
AB üyesi ülkeler, Türkiye ile ilgili kararda bir dizi dış etkeni
hesaba katmak durumunda. Bunlardan Kıbrıs, AB'nin genişleme sorunsalıyla
birebir alakalı olan bir faktör. Bir an için Kıbrıs'ta taraflar
arasında süren ikili müzakerelerin, hazır olan 10 aday ülkeyle
ilgili üyelik kararının ve Türkiye ile ilgili müzakerelere başlama
kararının verileceği toplantıya dek bir sonuç vermediğini varsayalım.
Bu durumda Kıbrıs'ın güneyinin tüm ada adına üyeliğini kabul edecek
olan AB'nin böylelikle Türkiye ile arasında hasıl olabilecek gerginliğe
ilaveten bir de müzakerelerin başlaması konusunda gönülsüz davranması
beklenemez. Çözüm bulunmuş bir Kıbrıs'ın top yekûn üyeliği ise,
Türkiye'deki şahin retoriğe rağmen, ülkemizin müzakerelere başlamasını
daha da kolaylaştıracak bir gelişme olarak algılanmalı.

Bir
diğer ağırlıklı etken Türkiye'nin 205 milyar dolara varan borcunun
yönetimi ve bunun AB adaylığı ve müstakbel üyeliğiyle olan ilişkisi.
İMF'nin Türkiye programı, bu güne dek politikaları pek yapıcı
sonuç vermemiş olan bu uluslararası kuruluşun inandırıcılığını
test ediyor. Bu bağlamda sağlam bir AB perspektifi, faiz ve dövizdeki
iniş trendini daha makul seviyelere doğru çekerek borç yönetimini
müspet bir şekilde etkileyecektir. Ancak Türkiye'nin borcunu geri
ödeyebilmesi için tek çaresi, vergiyi verecek olan, ihracatı gerçekleştirecek
olan reel ekonomiyi canlandırmak ve bu amaçla yeni yatırım yaptırmaktır.
Sağlam bir AB perspektifi, siyasî ve iktisadî istikrarın garantisi
olduğu ölçüde dış yatırımcının ve özellikle büyük bölümü AB menşeli
şirketlerden oluşan yatırımcıların ülkeye olan güvenini tazeleyecektir.
Bu senaryoda Türkiye, İMF, AB'li yatırımcı, tümü kazançlı görünüyor.

Müslüman,
laik ve modern bir Türkiye'nin özelliği, 11 Eylül sonrasında olduğu
kadar hiç ortaya çıkmamıştı. AB ortak değerlerini benimseme konusunda
inandırıcı adım atmış, örneğin idam cezasını kaldırmış ilk Müslüman
ülke olması, Türkiye'nin reformcu çabalarının hep örnek oluşturacağını
ve bu çabaların desteklenmesi gerektiğini gösteriyor.

AB ülkeleri, dış dünya ile olan ilişkisini "iyiler-kötüler", "terörle
küresel mücadele", "çıkarlarımıza tehdit" gibi ilkel, hasmane
ve son derece tehlikeli bir bakış üzerine bina etmiş bulunan şimdiki
ABD yönetiminin sonu belirsiz bir macera konumundaki Irak operasyonunun
Türkiye'ye ve bölgeye olacak menfî etkilerini hesaba katma durumunda.
Bu belirsizlik ortamında, müzakere süreci sayesinde AB ile bütünleşme
yolunda ilerleyen bir Türkiye, hem AB'nin hem de Irak'ta askerî
operasyon temenni etmediği ölçüde kendi elini güçlendirir.

Kararı etkileyecek iç etkenler
AB ülkelerinin, alacakları kararda Türkiye'nin siyasî dengelerini
ve özellikle seçim ortamını göz önünde tutmaları söz konusu. Menfî
hatta muğlak bir karar dahi ülkenin AB üyeliği konusunda çaba
sarf eden toplum katmanlarını ve sıradan vatandaşı telafisi çok
zor olacak bir hayal kırıklığına sürükleyebilir. Demokratlar ve
liberaller, alınacak yanlış bir karardan zarar görebilir, AB projesi
kredi kaybına uğrayabilir, AB'ne muhalefetleri 3 Ağustos oylamasında
iyice netleşen parti ve siyasetçilerin elleri güçlenir.

Buna
mukabil Türkiye'nin katılım müzakerelerine başlaması yönünde çıkacak
bir karar ülkeye gereken özgüvenin tesisinde ve kopma noktasındaki
toplumsal dengelerin AB hedefi doğrultusunda yeniden yapılandırılmalarına
olanak sağlayabilir. Zira Aralık 1999 Helsinki Zirvesi kararında
görülmüş olduğu gibi AB, Türkiye'nin adaylığını tescil ederken
ülkenin kalıcı bir istikrara kavuşmasını kendi istikrarı adına
da temenni ediyordu. En basitinden, toplumsal dengelerin altüst
olması durumunda siyasî ve iktisadî nedenlerden ötürü buralardan
Avrupa'ya göç edecek olanların potansiyel sayısı dahi AB ülkeleri
için kâbus anlamına gelir.

Son
olarak seçim ve olası sonuçları açısından bakacak olursak, AB'nin
alacağı kararın zamanlaması seçimin sonucunu etkileyecek şekilde
tecelli edebilir. Nitekim 24-25 Ekim'de Brüksel'de yapılacak ve
2004'te üye olmaları beklenen adayları belirleyecek ara zirvede
AB Konseyi Türkiye'nin katılım müzakerelerine başlaması kararını
verebilir. Bu da şüphesiz 3 Kasım seçimlerini, AB üyeliği perspektifi
doğrultusunda etkiler.


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|