



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
30. 05. 2002 |
Neden AB olmazsa olmaz
bir dış dinamiktir?

Rüzgârı
arkadan alanlar
Dün Akdeniz'in üç diktatörlüğü ve bugün on orta ve doğu Avrupalı
eski komünist ülke Avrupa Birliği'nin (AB) üyesi olma iradelerini
beyan ederken sistemlerini sorguladılar, iflaslarının nedenlerini
belirlediler, hezimetlerini hazmettiler. Teşhis, toplum ve bireyi
temel almayan, toplum ve bireye güvenmeyen otoriter ve totaliter
sistemlerin sultası altındaki ülkelerin, siyasî retorikler ne
renk olursa olsun, barış, özgürlük, refah ve güvenliği sağlamada
yetersiz kaldıklarıydı. Teşhis, bu sistemlerin, toplum ve bireyi
temel almadıkları ve dolayısıyla gelişimlerini engelledikleri
ölçüde kendi içlerinden ivme alacak bir değişimi gerçekleştiremeyecekleriydi.
Bu sistemler olsa olsa yıkılır ama yerlerine, onların küllerinden
doğacak ve ülkeyi "iç dinamikler" sayesinde dönüştürecek yeni
bir yapı ikame edilemezdi. Dolayısıyla bu ülkeler sistemlerinin
iflas ettiği teşhisini koymalarıyla eş zamanlı olarak AB dinamiğini,
rüzgârını arkalarına aldılar ve kolları sıvayıp işe koyuldular.
Bundan ne utandılar, ne sıkıldılar, ne de aşağılık kompleksine
kapıldılar. Üstelik bu ülkeler arasında toplumsal mücadele gelenekleri
hiç de yabana atılamayacak İspanya, Macaristan ve Yunanistan vardı.
Ancak gelenekleri, 21. yüzyılda toplum ve bireylere barış, özgürlük,
refah ve güvenlik sağlama hedefini gerçekleştirmelerini engeller
konumdaydı.

Avrupa
dinamiğinden utanmak
Türkiye'nin değişiminin önündeki engeller, bunların tarihsel nedenleri
ve bunların iç dinamikleri nasıl dumura uğratmış olduğu, adı edilen
diğer ülkelerle benzeşiyorsa da burada AB'ye bakış farklı. Bu
ülkelerin otoriter/totaliter politik ve ekonomik geçmişlerini
hiç aratmayacak kadar dirijist ve otoriter bir ülke olan Türkiye'de
çözüm için düşünülen çare farklı. Türkiye, elde pek yağ olmasa
da kendi yağıyla kavrulma taraftarı. Bilimsel sıfatıyla evrimci,
Darvinci. Bu, farklı siyasî konumlarda olup değişim konusunda
fikir yürüten çoğu kişi için böyle. Muhtemelen birbirleriyle kesişen
ama yine de ayrıştırabileceğimiz üç tavır çıkıyor ortaya.

İlki,
değişimi gerçekleştirmek amacıyla hareket eden, iç dinamiklerin
yetersizliğini gözlemleyen ve AB dinamiğinin işlevselliğini önemseyenleri
"her daim küçümsedikleri cahil halkı adam etme görevini üstlenmiş
toplum mühendisi Beyaz Türkler" olarak niteleyen otarşik ve evrimci
tavır. Buna göre, halkın, her ne kadar cahil bırakıldığı farz
ediliyorsa da, AB standartlarında bir hayatı hak ve talep etmesi
veya öyle bir hayatın daha insanca olduğunu hissetmesi mümkün
değil. Halk, ne kadar süreceği, ne yollarla oluşacağı meçhul bir
"kendi kendine bilinçlenme" sayesinde günün birinde "doğru"yu
kendi başına keşfediverecek! Halbuki, çok farklı saiklerle de
olsa Türkiye yurttaşlarının AB'ne üyeliği yüzde 70-80lerde arzu
etmelerine rağmen "toplum mühendisleri cahil halkı Avrupa ile
terbiye etmeye yelteniyor" demek "bizim cahil halk Avrupa'yı ne
hakla arzu edebilir, AB'nin müspet bir şey olduğunu nasıl hissetmiş
olabilir ki" demek. İnsan aklına olan bu marazî güvensizlik, ülkenin
adaylık vecibelerini yerine getirmesini olanaksız gören Hıristiyan
Demokratlar'ın tutumundaki güvensizlikten hiç farklı değil. "Toplum
mühendisliği" suçlaması ise daha köklü bir tartışmayı çağrıştırıyor.
Muhtemelen insanlığın bilinen tarihinde hiçbir değişim hareketi
yol göstericilerin olmadığı bir ortamda oluşmadı. Önemli olan
önderliğin ne derece katılımcı bir anlayışla icra edildiği, toplum
ve bireylerin potansiyelinin gün yüzüne çıkmasında ne derece işlevsel
olabildiği. Bugün toplumun üzerindeki deli gömleğini yırtıp atmasını
kolaylaştırmak, AB'nin sunduğu dinamiği topluma mal etmek ve bu
amaçla toplumu bilgilendirme işini sırtlanmış olanların yaptığı
işte bu tür bir ebelik. Eğer bundan, orta,doğu ve güney Avrupa
ülkelerinde olduğu gibi toplumsal dönüşümü taşıyacak bir hareket
çıkacaksa bu elbette bireyler ve toplum tarafından gerçekleştirilecek,
sahiplenilecek, kavgası verilecek ve yaşatılacak. Görülmesi gereken
ülkenin bu çeşit bir ebeliğe olan gereksinimi, bunun araçlarının
AB dinamiğinde varolduğu ve artık zamanın sırça köşklerde mukim
ezik ve ezelî muhaliflerin değil kollarını sıvayıp işe koyulanların
zamanı olduğudur.

AB
dinamiğini reddeden bir diğer görüş Türkiye'nin uluslaşma sürecinin
sürmekte olduğunu varsayıyor. Bu görüş 1923'ten bu yana süren
uluslaşmanın ülke insanı için daha vereceği birçok hizmet olduğunu,
dolayısıyla dış dinamiklere gerek olmadığını ve bilakis dış dinamiklerin
uluslaşma sürecini yoldan çıkarabileceğinden bunların bertaraf
edilmesi gerektiğini dile getiriyor. İlk tavır ile, otarşik/evrimci
nitelikte benzeşen bu görüşün programı, ülkeyi AB'nin görüş ve
denetim alanı dışına çıkarmak, tecrit etmek ve ne kadar zaman
alacağı meçhul, daha kaç kuşağın uğruna telef edileceği bilinmeyen
1960'lardan miras bir "tam bağımsız ulusal kalkınma" hezeyanının
ürünü. Bir anlamda tarihi durdurmak. Çavuşesku Romanyası ve Enver
Hoca Arnavutluğu'nu çağrıştıran bu maceranın diğer adı "küçük
olsun, hatta fakir ve kavruk olsun ama benim olsun"dur. Ancak
bu görüşü savunanların bu çeşit düşleri bu zamanda gerçekleştirebileceklerini
düşünmek zor. Onların AB dinamiklerini istemiyoruz derken esas
istemedikleri ellerindeki iktisadî ve siyasî gücü ve bu güç sayesinde
hükmettiklerini paylaşmak. AB'nin egemenlik konusundaki temel
felsefesini, ulusal egemenliklerin diğer ülkeler, federal yani
ulusüstü yapılar, bölgesel/yerel yönetimler yani ulusaltı yapılar
ve elbette bireylerle paylaşımı ilkesini reddetme nedenleri mîsak-ı
millî sınırları içinde denetimi kendilerinden başka kimseye bırakmamak.
Üçüncüsü
AB'nin barış felsefesi, ilke, kıstas, standart ve uygulama tekniklerinin
Türkiye'nin değişimi için geçerli olduğunu teslim eden, yurttaşların
da taleplerinin aynı yönde olduğunu bilen ancak değişimi gerçekleştirmek
için AB'ne gerek olmamalı diyen görüş. Bu görüş farklı bir tavra
işaret ediyor. Yurttaşların taleplerine kulak verdiği ölçüde ilk
tavrın gayri ciddî popülist evrimciliğine ve değişimin bekleyecek
zamanı olmadığını savunduğu ölçüde ikinci tavrın izolasyonist
milliyetçi evrimciliğine mesafeli. Ancak AB dinamiği olmaksızın
değişimin nasıl gerçekleşeceği konusunda sessiz. Zira diğer iki
tavırda da olduğu gibi iç dinamiklerin zayıf ve yetersiz olmalarının
nedeni konusundaki teşhisleri yetersiz. Üstelik değişimi topluma
mal ederek hemen hayata geçirmek isterken değişim için arzulanan
iç dinamiklerin nasıl tetiklenebilecekleri ve sürdürülebilirlikleri
konusunda da sessiz. 
Devlet
tahlili ve dış dinamik
Her üç tavrın en derin zaafı "devlet" tahlilinin eksikliği.
Cumhuriyeti hazırlayan dönemde ve 1923 sonrasında modernlik zemininde
gelişen uluslaştırma ve toplumlaştırma süreçleri boyunda devlet,
her devletin yaptığı gibi farklılıkları eşitleme işlevini yerine
getirirken, ne sorumlu bireyi ne de dayanışmacı toplumu, tarihî
gelenekleri doğrultusunda ortaya çıkarabilmiştir. Doğrusu, çıkarmamaya
özellikle gayret göstermiştir. "Geri bıraktırılmışlık" olarak
da ifade edilen bu olgu ülkenin iç dinamiklerinin yetersiz olması
sonucunu doğurmuş ve orta, doğu ve güney Avrupa ülkelerinde de
olduğu gibi değişim için dış dinamiklerin ivmesine gerek duyulması
gerçeğini dayatmıştır. Türkiye dahil tüm bu ülkelerde iç dinamiklerin
ve dolayısıyla değişimin önünü tıkayan yapı, zihniyet ve uygulamaları
kökünden değiştirecek güçteki tek yapı AB'dir. İç dinamiklerin
gelişmesini bu zamana kadar engellemiş olan yapı ve zihniyetlerden
kalıcı olarak kurtulmanın yolu bunları ikame edebilecek bir dış
ivmeden geçiyor ki bu da Avrupa Birliği'nin ulusüstü ve ulusaltı
yapılarıyla ulussonrası ve ulusötesi arayışlarında yatıyor. Değişimin
kalıcı ve sürdürülebilir olması için gereken dinamik ancak AB'nin
felsefesi, kıstas, standart ve uygulamalarındaki gibi olmalıdır.
İşte bu yüzden AB, olmasa da olacak bir opsiyon değil. Bireyi
kul, toplumu ahali olarak gören bir zihniyetin bu coğrafyada mevcut
olan tek ikamesi.

Avrupa'nın banîlerinden olmak
AB'nin derinleşen bütünleşme süreci, üyeler için olduğu kadar
müstakbel üyeler açısından da çok kapsamlı ve yeni bir evreye
girildiğini haber veriyor. Ortak çıkarlar ve ortak değerler üzerine
bina edilen dayanışmacı bir Avrupa toplumu modeli, 1945'ten bu
yana kıtanın batısına hakim barış kültürünün kıtanın bütününü
kapsayacak biçimde perçinlenmesi ve siyasî rüştünü ispat etme
azminde olan evrensel bir Birleşik Avrupa projesiyle şekilleniyor.
Birçok konuda ABD modeline alternatif teşkil edebilecek, küreselleşme
yani "amerikalılaşma"ya karşı durabilecek olan evrensel Avrupa
modeli, gerçekleşmeyi bekleyen modern bir ütopya. Türkiye, Avrupa'ya
yakın bir toprak parçası üzerine kurulu olması sayesinde ve müstakbel
Birleşik Avrupa'nın evrensel sözünü kanıtlamada vazgeçilemez bir
farklıyı nesneleştirdiği ölçüde ortak ütopyanın parçası. Buradaki
Doğulu zenginliğin Batı ile bütünleştikçe insanlığın ortak kültürüne
mal olacak olması, aynı zamanda ülkedeki özgün ve farklı bir toplum
projesi arayışlarına hayat verecek bir ütopya. Bu muazzam şantiyelerin
mimarlarından olma hakkı ne utanılacak ne de azımsanacak bir hak.

Cengiz
Aktar
Editörümüzün
bu yazısı, Radikal ve Zaman gazetelerinde de yayımlanmıştır.

Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|