



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
29.11.2001 |
Kıbrıs Sorunu AB ile Çözülür
"Efendiler kılınçla fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara
binnetice terk-i mevki etmeye mahkûmdur." Atatürk'ün
açış konuşması, Gündüz Ökçün, "Türkiye İktisat Kongresi 1923 İzmir",
Ankara 1971,s.246.

Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği'ne (AB) katılımı perspektifi, Türkiye'nin AB, Batı
dünyası ve genelinde uluslararası camia ile olan ilişkilerinde
belirleyici bir konumda. AB diğer 11 adayla olduğu gibi Kıbrıs
Cumhuriyeti ile de katılım müzakerelerini sürdürüyor. Uluslararası
camia için adanın tümünü temsil eden Rum tarafı, ada adına müzakerede.
Kıbrıs 29 Müktesebat anabaşlığından 23'ünü müzakere etti ve 2002
yılı sonuna dek müzakereleri tamamlamaya azmetmekte (Kıbrıs-AB
ilişkileri üzerine bilgi Türkçe olarak www.cyprus-eu.org.cy
sitesinden bulunabilir; ayrıca www.ideapolitika.com
sitesinde derginin 12. sayısında kapsamlı bir Kıbrıs dosyasına
ulaşılabilir).

2002'nin
son 6 ayında Danimarka'nın dönem başkanlığı esnasında Kıbrıs'ın
AB'ne Katılım Antlaşması'nın (Accession Treaty) temelinin atılması
bekleniyor. 2003'ün ilk 6 ayında dönem başkanı olacak Yunanistan'ın
süresi boyunca Katılım Antlaşması'nda epeyi yol alınacağı ise
kuşkusuz. Bu perspektif, Kıbrıs'ta herkesçe kabul edilecek bir
çözümün anahtarını büyük ölçüde elinde tutan Türkiye'nin önüne
belli seçenekler koyuyor ve bunların sonucunda belli olasılıkların
dikkate alınmasını gerektiriyor.

İyimser
seçenek Türkiye'nin, 1974'den bu yana uluslararası camiaya kabul
ettiremediği Kıbrıs politikasını gözden geçirmesi ve zaman kaybetmeden
Birleşmiş Milletler (BM) aracılığındaki görüşmeleri canlandırıp
aynı zamanda Kuzey'in AB'ne katılım müzakerelerine dahil olmasına
yeşil ışık yakmasıdır. Bu seçeneğin, mevcut yasama, yürütme ve
askerî bürokrasinin görüşleri göz önünde tutulduğunda gerçekleşmesi
son derece zor gibi görünse de toplumdan gelecek bu yönde bir
talep, Türkiye'nin bu sağduyulu kararı almasını sağlayabilir.

Bunun
yolu, şimdiye kadar tek taraflı ve şahin görüşlere maruz kalmış
kamuoyunun Kıbrıs konusunda objektif bilgilere ulaşabilmesinden
geçiyor. Türkiye eğer bu kararı alabilirse müzakereler adanın
kuzeyini de kapsayacak şekilde tekrar başlar ve eğer bu kararın
arkasında duracak siyasi irade yeterince güçlü olursa Kıbrıs için
Helsinki Zirvesi'nde belirlenmiş takvim ileriye atılabilir. Nitekim
Türkiye'nin de taraf olduğu Helsinki Zirvesi kararları Türkiye'nin
adaylığa ehliyetini tasdik ederken Kıbrıs Cumhuriyeti ile AB arasında
katılım müzakerelerinin sonuçlanmasından önce kapsamlı bir çözüme
ulaşılamamış olunmasının katılım kararını etkileyecek bir önkoşul
olmayacağını, ancak bu kararı verirken bütün gelişmelerin de dikkate
alınacağını belirtmiştir ( 9b maddesi).
İşte bu çerçevede güçlü bir siyasi irade ve çözüm arayışı, Kıbrıs'ın
sadece bir bölümünü üye yaparak yeni bir sorun ithal edecek olan
AB'nin Helsinki kararını daha farklı okumasını sağlayabilir ve
katılım takvimini Kuzey'i de içine alacak şekilde yeniden biçimlendirebilir.
Ancak burada dikkate alınması gereken husus bazılarının önerdiği
gibi müzakereleri, zaman kazanmak ve Kıbrıs'ın üyeliğini geciktirmek
amacına değil soruna kalıcı çözümler üretmek amacına hizmet edecek
şekilde gerçekleştirmek. Zira zaman şark kurnazlıklarına pek elverişli
değil.

Bu
seçenek taviz değil cesaret demek. Gerçekleştirilebilirse Kıbrıs'ta
çözümü kolaylaştıracak, adanın refah ve güvenliğini sağlayacak,
Türkiye'nin AB ile olan kötü ilişkilerini normalleştirerek ülkenin
istikbalini güvence altına alacak ve Türkiye'nin bu coğrafyada
gerçek bir istikrar unsuru olabileceğini kanıtlayacaktır.

Diğer seçenek şimdiki gibi politikasızlığa devam edilmesi; manen,
maddeten ve insan kaynağı olarak tükenen Kuzey Kıbrıs ile birlikte
tükenen bir Türkiye ve bizden başka kimsenin dinlemediği 19.yüzyıldan
kalma hamasî söylevlerle gün geçirmek demek. Bu raddede bilinmesi
gereken bir husus var. Türkiye, bölünmüş adanın üye olmasının
Birlik'in yeni bir sorun ithal edeceği anlamına geleceği mesajına
Britanya gibi AB'ne yapısal olarak uzak bir ülkeden destek buldu.
Ancak Kıbrıs'ın bölünmüş haliyle üye olmasının engellenmesi halinde
Yunanistan, hazır olacak diğer adayların katılımını veto edeceğini
belirtti.
Kimi yorumcuların düşündüğü gibi Yunanistan'ın, aldığı malî destek
karşılığında vetosundan vazgeçirilebileceğini ummak veya AB'nin,
Yunanistan'ın restini görüp genişlemeyi erteleyeceğini düşünmek
AB'nin dayanışmacı felsefesini ve içinde bulunduğumuz genişleme
sürecinin anlamını kavramamış olmak demek. Yunanistan AB'nin karar
mekanizmalarında bulunan bir ülkedir, diğer üyelerden daha az
zengin olduğundan aynı İrlanda veya Portekiz gibi yapısal fonlardan
yararlanır. Genişleme ise Yalta'dan bu yana bölünmüş Avrupa'nın
birleşmesi ve kıtanın doğusundaki "güvenlik boşluğu"nun (security
vacuum) kalıcı bir şekilde doldurulması demek. Dolayısıyla AB
(ne de ABD) Doğu Avrupa ülkelerinin üyeliğinin Yunanistan vetosu
sonucu Kıbrıs'a takılmasını kabul edemez. Yani, bölünmüş ada üyeliğe
alınabilecek.

Türkiye'nin
bugünkü tavrı da artık, Kıbrıs'ın güneyinin AB üyesi olması, ülkenin
de bu üyelik gerçekleştikten sonra politika belirlemesi olarak
gelişiyor. Hükûmet bu yolun benimsendiğini ve Türkiye'nin, Kuzey'i
ilhak dahil her türlü cevabı vereceğini demeçlerinde ifade ediyor.
AB ise Türkiye'nin bu tavrına karşı polemiğe girmek istemese de
Avrupa Parlamentosu'nun Kıbrıs Raportörü Poos son raporunda ilhakın
Türkiye'nin AB adaylığını bitireceğini açıkça yazdı. Bu olasılık
Türkiye'nin sadece AB ile değil, ilhakın uluslararası hukuka aykırı
sayıldığı dünya ile de ipleri koparması anlamına geliyor.
11 Eylül ile birlikte istikrarsızlık odaklarının çığ gibi büyüdüğü
bir sırada ve duyarlı bölge Orta Doğu'da yeni bir sürtüşme konusu
olacak Kuzey'in ilhakına ülkenin en önemli dayanağı ABD'nin nasıl
soğuk bakacağını görmek zor değil. Ancak, toplu intihar anlamına
gelecek olan ilhakı, çıkarları, milliyetçi ve fetihçi hezeyanları
sonucu göze alacak muktedirler de yok değil. Başbakan yardımcısı
gibi göğüsü kabararak bedel ödemekten dem vuran, uzaydan toplu
iğnenin denetlendiği bir devirde Kıbrıs'ın stratejik öneminden
bahseden, Bosna'daki Sırp federe devletine Boşnakların dönmesi
için baskı yapan ama Kıbrıs'ta Huntington'ları haklı çıkarmak
istercesine birlikte yaşamanın imkansız olduğunu dayatan, tuhaf,
bencil, tarafgir ve tehlikeli bir ruh hali bu. Zaten ilhakı
veya çözümsüzlüğü tercih edenler ile Türkiye'nin AB üyesi olmasını
istemeyenler aynı kişiler.

İlhak,
bütün gürültüye rağmen, toplu intihar bir kenara bırakılırsa,
gerçekçi değil. Güneyin AB üyesi olması sonrası Türkiye'nin tepkisi
sadece tepkisizlik de olabilir. Bu ise diğer kötü senaryodan beter
olabilir. Nitekim Türkiye adaylık yoluna artık Kıbrıs'ın da
üye olduğu- ve günü geldiğinde dönem başkanı olacağı- bir AB ile
devam etmek durumunda kalacak, adayın bir üyenin toprağını işgal
etmiş olduğu muamelesine tabi tutulacak, eğer bugün Kuzey Kıbrıs
AB ile süren müzakerelere dahil olsa kullanabileceği kartların
çoğu, üstelik çözüm BM'den AB'ye kayacağından çok zor kullanılır
hale gelecek, müzakere gücü hem Kıbrıs babında hem kendi adaylığı
için iyice zayıflayacak. Acilen yeni bir Kıbrıs yaklaşımı
edinilememesi ülkeyi "kırk katır mı kırk satır mı" ikilemine maruz
bırakıyor. Bugünkü politikasızlığın sonucunda seçim, Kuzey'i ilhak
ederek tecrit edilmekle Güney üye olduğunda tepki veremeden iyice
aşağılara düşmek arasında. Ne Türkiye ne de Kıbrıs bunu hak ediyor.

Türkiye, 1974'de Sampson darbesi sonucu gerçekleştirdiği ilk müdahaleyle
doğru olanı yapmış ve dünyanın desteğini almıştı. Üstelik bu sayede
darbede parmağı olan Atina'daki Albaylar Cuntası'nın düşmesini
sağlamış, Yunanistan'ın demokrasiye dönüşünde ve daha sonraki
yıllardaki AB üyeliğinde dolaylı bir rol oynamıştı.
İlk müdahaleden hemen sonra yapılan ikinci müdahaleyle birlikte
Türkiye başında haklı olduğu bir meselede haksız duruma düşüverdi
ve bu günümüze dek sürdü. Hiçbir ülkeden destek görmeyen Kıbrıs
politikası, geçen zaman zarfında Kuzey'in her bakımdan zayıflamasına
ve Türkiye'nin de bundan giderek daha fazla zarar görmesine yol
açtı (Güney'de bugün kişi başına düşen milli gelir 13.000 dolarken
Kuzey'de 3.000 dolardır). Türkiye sözünü dinletemediği uluslararası
camia ile bir nevi zıtlaşma konumuna geldi.
Kıbrıs'ın kuzeyine fedâkar ve neredeyse mazoşist bir "yemeyiz
yediririz" mantığıyla yaklaşıldı, "küçük olsun, hatta fakir olsun
ama bizim olsun" denildi. Gavurlar-Müslümanlar gibi hasmane veya
Biz-Onlar, Türkler-Rumlar gibi dışlayıcı tanımlamalar Kıbrıslılık,
Anadolululuk, Egelilik, Akdenizlilik ve Avrupalılık gibi birleştirici,
gönül zengini ve diğerkâm tanım ve aidiyetlere üstün tutuldu.
Ve bu yabancılaşma süreci Güney Kıbrıs'da ve Yunanistan da da
aynen yaşandı. Ancak Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin AB adaylığının
tasdik edilmesiyle yepyeni bir dönem başladı.
Artık Türkiye'nin Kıbrıs ve Yunanistan'a başka bir zihniyetle
yaklaşması, "Kıbrıs'ı elimizden alıp bizi AB'ne almayacaklar"
korkusundan ve korkuluğundan vazgeçmesi, bu üç ülkenin de AB üyeleri
olarak bu coğrafyanın istikrar, refah ve güvenliğinin temelleri
haline gelmek amacıyla ortaklıklar üretilebilmeleri gerekiyor.
Cengiz
Aktar

Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|