Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






AB Editörü'nden Güncelleme: 27.03.2001


Her şeye rağmen Ulusal Program

İlkin, Avrupa müktesebatının benimsenmesi için Ulusal Program (UP)'ın yayınlanmış olması dahi bir başarıdır. İyi ya da kötü bir irade beyanıdır. Avrupa Birliği (AB), Ulusal Program metnini artık neredeyse içeriğini pek kaale almaksızın, "Bir metin çıksın da ne çıkarsa çıksın" tavrıyla bekler olmuştu. İkincisi, UP, her ne olursa olsun, cumhuriyetin bugüne kadar birey ve topluma sunabildiği en kapsamlı reform paketi niteliğini taşımaktadır. Üstelik de temel referans metni niteliğinde olan Katılım Ortaklığı Belgesi'nin (KOB) kamuoyuna mal olmuş bulunması sayesinde Ulusal Program da şeffaf bir belge halini aldı ve içeriği tartışılıyor. (www.abgs.gov.tr internet adresinden UP metnine ulaşılabir.) Üçüncüsü, Ulusal Program'ın ilanıyla birlikte AB adayı ülke Türkiye, 10 Aralık 1999 sonrası işlemeye başlamış olan hazırlık mekaniğine tam entegre olmuş durumda. Katılım Ortaklığı ve Ulusal Program bileşkesi ortak projeler artık hukuki ve teknik bir çerçeveye oturmuş bir biçimde gerçekleştirilebilecek. İlaveten Türkiye, adayların da dahil olduğu Topluluk program ve ajanslarına resmen adım atacak. Salt bu yeni ilişki AB dinamiğini bu ülkeye taşıyacak nitelik ve içeriktedir.

Dördüncüsü, 'sıkıntılı' konular olan ölüm cezası ve Milli Güvenlik Kurulu bahislerinde kullanılan ifadeler, belirsizlikleri ve dolayısıyla her türlü okumaya açık olmaları sayesinde AB tarafından gelebilecek resmi eleştirileri şimdilik bertaraf edebilecek nitelikteler. Kıbrıs sorunuyla ilgili iki cümle ise, yepyeni olmasalar da tefsire açıklar.

Bu olumlu yanlarına rağmen Ulusal Program hem biçim hem öz itibarıyla ciddi eksiklikler içeriyor. Bir kere ulusal iradenin temsilcisi Meclis'e mal edilmiş bir metin değil. Beğensek de beğenmesek de uyum yasalarını bu Meclis çıkartacak. Keza bu programın hayata geçirilmesinde başrolde olacak olan toplum kesimlerinin ne çerçevede Program içinde yer alacakları, fiiliyatta nasıl bir eşgüdüm düşünüldüğü meçhul.

Program tipik bir Ankara bürokrasisi şaheseri. Diğer taraftan adı geçen belirsiz ifadeler MGK ve ölüm cezasıyla sınırlı değil ve siyasi kıstaslarla ilgili bölümün aşağı yukarı her başlığında bu çeşit ifadelere rastlamak mümkün. Reformların içeriğindeki bu belirsizliğe bir de ucu görünmeyen bir "orta vade" eklenince belirsizliğin boyutları da artıyor.

Anadilde yayın ve eğitim konusu ise Katılım Ortaklığı'nda geçen ifadelerle örtüşmediği gibi hiçbir öneri getirmiyor. Günlük hayatta konuşulan lehçelere karışmayız demek olsa olsa 1950'lerin 'Vatandaş Türkçe konuş' sloganına göre bir ilerleme konumunda. Programın en ciddi eksikliği süregelen enflasyonla mücadele programı ile fiiliyatta hiç kesişmiyor olması. Tek para kriterleri olan Maastricht kriterlerine program sayesinde ilerde uyacağız veya şu yapısal reformları gerçekleştireceğiz demek yetersiz. İki programın arasında sinerji yok ve özellikle UP'ın ekonomik programa teknik know how ve finansal eşgüdüm açısından ne katkısı olur diye bir kaygı olmamış.

UP'a resmi AB çevrelerinin vereceği tepki muhtemelen sınırlı olacaktır. Hükümetin Türkçe dışındaki dillerde yayın ve eğitim konusunda alamadığı kararla tam üyelik müzakeresine başlamaktan kendisini otomatik olarak men etmesi AB'nin şimdilik işine geliyor. Türkiye'nin adaylığı bugün itibarıyla biraz tavsamış bir öncelik Avrupa'da. İlerde daha da tavsamaya müsait.

Öte yandan malum nedenlerden ötürü koalisyon hükümetinin bu metnin fevkinde bir mutabakat zemini sağlayabileceğini ve siyasi açılımları gerçekleştirebileceğini düşünmek bugün için çok zor. Ama diğer eksiklikleri tamamlamak, örneğin ve özellikle UP ile ekonomik program arasındaki sinerjiyi yaratmak hâlâ mümkün.

Sonuçta bir sonraki seçime üç yıl daha olduğundan siyasi veriler, olası kazaların dışında, değişmeyecek gibi duruyor. Bu zaman zarfında UP kör topal işleyecek. Avrupa Birliği'nin icracı sekretaryası Avrupa Komisyonu ve diğer taraftan Konsey ve Parlamento, bir çeşit yenilenmiş 12+1 (12 aday artı Türkiye) formülü çerçevesinde katılım öncesi mekaniklerini çalıştıracak ve ardından elde edilecek sonuçlara bakacaklar. Yapılması gereken reformların boyutları muazzam. Tercüme, uyarlama, kurumlaştırma, yasama ve en önemlisi uygulamadaki gerçekleşme oranı tayin edici olacak.

Hükümetin de telaffuz ettiği 2004'ler artık tam üyelik müzakerelerine başlamanın hedefi gibi görünüyor. Ancak bunun yanılgı ve tehlikesi şurada: Ulusal Program uyarınca yapılacak reformların bu vadeye yayılmış olması gerçekçilik adına doğru ise de ve bu reformlar üç yıllık süre zarfında gerçekleşseler ve ülkeyi bir nebze olsun düzlüğe çıkarsalar bile bu, ne tam üyelik müzakerelerine başlayabilmeye ne de Türkiye'ye kalıcı bir istikrar getirmeye yeterli değil. Adaylık mekaniğine tam entegre olmak, Topluluk programı ve projelerine katılmak, Ulusal Program'da belirtilen sayısız reformu hayata geçirmek, ekonomik kriterlerde ilerleme sağlamak elbette çok önemli ama yeterli değil.

Çünkü dönüp dolaşıp gelinecek nokta şu: Türkiye siyasi kriterlerde ve özellikle de dört kilit konuda anahtarı üretemezse ne tam üyelik müzakerelerine başlayabilir ne de kalıcı bir istikrara kavuşabilir. Bunlar Milli Güvenlik Kurulu reformu, Kıbrıs sorununa çözüm, idam cezasının hiçbir şart koşulmadan kaldırılması ve Türkçe dışındaki anadillerde yayın ve eğitim hakkının teslim edilmesidir. Son tahlilde Avrupa Birliği'nin asgari siyasi kriteridir bunlar. 2004'lerde ülkeyi bekleyen sürpriz düzinelerce çekinceli reforma ilaveten 'olmazsa olmaz' dört reformu gerçekleştirmemiş bir şekilde ortaya çıkıp 'bunlar bizim özel şartlarımızla alakalı' masalını AB'ye anlatmaya çalışırken tam üyelik müzakerelerinden tekrar men edilmektir. Tam üyelik müzakereleri ise üyeliğin, teknik ve siyasi değeri haiz, hayati merhalesidir.

Türkiye'nin AB üyeliğinin bu ülke için taşıdığı önemi kavramış olanların bugün ne kadar zor bir durumda kaldıkları aşikâr. Ama 2004'lerdeki muhtemel kötü sürpriz bugünden Ulusal Program'da belirtilen reformları canla başla savunmaya engel olmamalıdır. Çünkü reformlar yanlış değil, eksiktir.

Söz konusu reformların gerçekleştirilmesi bile, kim bilir, adı geçen dört kilit konuda bakarsınız sağduyu ve itidal getirir.



Diğer yazılar için tıklayın


AVRUPA YOLUNDA
AB EDİTÖRÜ'NDEN




AB'NİN FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla