



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

| AB
Editörü'nden |
Güncelleme:
04. 07. 2006 |
Müzakere başlıkları neden açılamıyor?
AB ile müzakere eden aday ülke Türkiye ile müzakerenin ilk ayağı
olan tarama sonrasında müzakerenin ikinci ayağı olan başlıkların
arka arkaya açılmasına bir türlü geçilemiyor. Bugüne dek Bilim
Araştırma dışında başlık açılamadı. Başlıkların açılmıyor olmasının
üç nedeni var. İlkin, Türkiye AB mevzuatıyla ulusal mevzuat arasında
tarama boyunca ortaya çıkan eksikleri ne zaman ve hangi düzenlemeler
vasıtasıyla tamamlayacağını belirtmiyor. İkincisi AB ülkeleri
arasında başlıkların açılmasına yeni koşullar getirerek üyelik
sürecimizi yavaşlatmak isteyenler var. Üçüncüsü Gümrük Birliği
ek protokolunun TBMM'de onaylanıp Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil
10 yeni üye ülkeye uygulanmıyor olması dolayısıyla ortaya çıkan
fiilî durum. Gümrük Birliği'ni doğrudan veya dolaylı ilgilendiren
onbeş civarında başlığın, protokol uygulanmadan yani limanlar
Kıbrıs Cumhuriyeti ile ticarete açılmadan müzakereye açılması,
muhtemel Kıbrıs vetosundan ötürü mümkün görünmüyor.

Hükümet işini ciddî yapmıyor
Son haftalarda hükümet, AB işlerinda ayyuka çıkmış bulunan
yavaşlama konusunda basının kamuoyuna daima bardağın boş tarafını
gösterdiğini söylüyor ve aksine çalışmaların gayet düzenli bir
şekilde yürüdüğünü iddia ediyor. Bu toz pembe tabloya rağmen
Eğitim ve Kültür başlığının dışında kalanlar pek açılacağa benzemiyor
.

Hükümet yakın zamanda bu iddiasını bir belge ile kanıtlamaya çalıştı.
Başmüzakereci Haziran başında, "AB Müktesebatına uyum programı"
adı altında taramaları tamamlanan 17 başlıkta 3 Ekim 2005'ten
bu yana gerçekleştirilen uyum ve aynı başlıklarda 2006-2007'de
yapılması öngörülen hukukî ve idarî çalışmaları detaylandıran
bir rapor açıkladı. Belgenin ayrıntılarına girildiğinde yapıldığı
söylenen çalışmaların pek çoğunun 3 Ekim 2005'ten önce yapılmaları
planlanan ama 3 Ekim sonrasında yasalaşan düzenlemeler olduğu
ve esas, aralarında başlıkların açılmasını sağlayacak güçlü taahhüt
anlamına gelen yasalar olmadığı göze çarpıyor. Uzun lafın kısası
kendimizi kandırmaya devam ediyoruz.

Türkiye gibi AB ile eski ve kapsamlı ilişkisi
olan bir ülkenin uyum konusundaki icraatıyla mesela Hırvatistan
gibi "bâkir" bir adayın icraatı karşılaştırılamaz. 1996'dan bu
yana yürüyen Gümrük Birliği vasıtasıyla sayısız AB mevzuatını
uygulayan Türkiye buna ilâveten 1999'dan bu yana üyelik yolunda
ilerliyor. 2001'de hazırlanan, 2003'te güncelleştirilen ve yeniden
güncelleştirilmesi gereken "AB Müktesebatının Üstlenilmesine
İlişkin Türkiye Ulusal Program"ın işlevi, adı üstünde ülkenin
uyumda yol almasını sağlamaktı. Nitekim Ulusal Program'da belirtilen
uyum çalışmaları ile 3 Ekim sonrasında başlayan tarama sonucunda
ortaya çıkan yükümlülükler aşağı yukarı aynı olmalı. Zira
yapılacak işler belli. Ayrıca yıllardır belli. Ama bunları hayata
geçirmek için gereken siyasî irade ortada yok ve Türkiye 2001'de
beyan ettiği Ulusal Program'ı bugün itibariyle sadece %30 civarında
yerine getirmiş durumda.

İşte
bu yüzden Kamu Alımları, Çevre ve Tarım gibi Gümrük Birliği ile
alakası olmayan ve dolayısıyla veto tehlikesi olmadan açılabilecek
başlıkların açılması Komisyon tarafından tavsiye edilmeyecek.

Açılması zor gözüken Gümrük Birliği ve Rekabet Politikası adlı
iki başlıkta ise, veto riski bulunmasına rağmen esas neden tarama
sonucunda ortaya çıkan tabloda Türkiye'nin 1996'da başlayan Gümrük
Birliği döneminden kalan pek çok taahhütü yerine getirmemiş olması.
Yani bir anlamda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin vetosuna dahi gerek kalmadan
Türkiye bu başlıkların açılmasını işleri hakkıyla yapmayarak kendisi
engelliyor.

Son olarak, yapılmayan veya yanlış yapılan işler hanesine, Meclis
tatile girmeden çıkacağı beklenen 9. reform paketinin gayet yetersiz
bir içerikle çıkmış olmasını ve buna karşılık iç ve dış bir çok
İnsan Hakları savunucusunun antidemokratik bulduğu Terörle Mücadele
Yasası'nın kanunlaşmasını dahil etmek gerek.

Bu olumsuz ortam AB sürecine, dolayısıyla ülkenin değişim ve
modernleşme süreçlerine ve sonuçta istikrarına zarar veriyor.
Eğer sürerse ilerde daha büyük zararlar verme potansiyelini taşıyor.

.












Bu yazı Vatan
Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.

| |
Cengiz
Aktar
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi
|


Diğer
yazılar için tıklayın
|
|
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|