



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR
|

Güncelleme:
01.09.2000
AB
adaylığında dokuzuncu ay: Durum Tespiti

10 Aralık 1999'da Avrupa Birliği'nin (AB) Helsinki Zirvesi'nde
Türkiye'nin AB adaylığının resmen tescil edilmesi ile başlayan
sürece neden ve nasıl gelindiğini, karar sonrası neler olduğunu
ve kısa ve orta vadede neler olabileceğini inceleyip bir durum
tespit i yapmanın zamanı artık geldi. Aradan geçen 9 ay, bu durum
tespit ini zorunlu kılıyor. Devamında, ileriye dönük birkaç tahlil
ve öneri geliştirmeye çalışacağız.

Türkiye 10 Aralık 1999'daki AB kararıyla 200 yıllık batılılaşma
sürecinde hayati bir kilometre taşına varmıştır. AB ile olan
ilişkilerinde ise 1963 Ankara Antlaşması, 1970 Katma
Protokol ve 1995 Gümrük Birliği'nden sonraki en önemli
merhaleye ulaşmıştır. Milad olarak telaffuz ettiğimiz Helsinki
kararı, aslında hem Türkiye hem Avrupa açısından muazzam bir
challenge, bir meydan okumadır. Bu kararla Avrupa, kıtanın
istikrar ve güvenliği amacıyla 1945'ten bu yana kurulmuş
siyasi yapıların en önemlisi, en homojeni olan AB'nin
içine, bugüne kadar kıyısında kalmış olan Türkiye'yi dahil
etmiştir. 55 katılımcı ülkesiyle Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı (AGİT), bunlardan 41'inin üye olduğu Avrupa Konseyi
ve yine bunlar arasından 15 ülkeyi ve Türkiye ile birlikte
13 ülkeyi daha kapsayacak Avrupa Birliği, kıtanın refah,
istikrar ve güvenliğine yönelik siyasi oluşumların en kapsamlı
olanlarıdır. Avrupa Birliği de bu kurumlar arasında en
etkin ortak oluşumdur. Çünkü ortaklık kuralları
ve ilkeleri, üye devletler ve aday üye devletlerce harfiyen
uygulanmak üzere düşünülmüştür.

AB, Helsinki kararıyla, Türkiye'nin istikrarını kendi istikrarının
koşulu olarak algılamıştır ve bu anlamda ortak bir çıkardır
söz konusu olan. Türkiye için istikrara varmanın en mükemmel yolu
AB normlarına uymaktan, normalleşmekten, diğer bir deyişle muasır
medeniyete ayak uydurmaktan geçmektedir. AB Türkiye'yi aday
kabul ederek aynı zamanda üye devletler kamuoylarının Türkiye
ile ilgili yaygın görüşlerine zıt bir karar almıştır ve
bu, siyasi karar mercilerinin cesur ve ileri görüşlü tutumundan
kaynaklanmıştır. Batı kamuoylarınca müslüman kimlik ve
otoriter refleksleriyle tanınan Türkiye'nin burada ciddi
handikapları vardır ve bu yönde politikalar üretmesi gerekecektir.

Türkiye ise Helsinki kararıyla, yakın tarihinde hiç tanımadığı
bir siyasi-iktisadi ve içtimai oluşuma ayak uydurmak ve dolayısıyla
kendisini değiştirmek anlamına gelen bir belgeye imza atmıştır.
Hemen belirtmek gerekirse Türkiye adına imzayı atan siyasi karar
mercileri bunu kerhen yapmış ancak Türkiye toplumunun Avrupa
ile nasıl bütünleşmek arzusunda olduğu hatırlanacak olursa bir
bakıma toplumun taleplerini böylelikle dile getirmişlerdir. Buradan
çıkan ilginç tablonun gösterdiği, Avrupa tarafında siyasilerin
Türkiye tarafında ise siyasi karar mercileri değil, toplumun
aynı niyeti paylaştığıdır. Türkiye'ye, Güney Avrupa dışında
pek sıcak bakmayan Avrupa kamuoyu ise Türkiye'nin siyasi karar
mercileriyle - bunların soğuk ve uzak tutumu dolayısıyla - aynı
söylemi paylaşmaktadır. Bu çarpıcı paradoks adaylık sürecine
kısa ve orta vadede ışık tutacaktır.

10 Aralık 1999'a nasıl gelindi?
Aralık 1997'de Lüksemburg Zirvesi'nde alınan kararla Türkiye,
Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ve Kıbrıs'ın aksine, aday ilan edilmemişti.
Bu dışlanma ve Lüksemburg ile Helsinki Zirveleri arasında
geçen iki yıl, taraflara gerçekleri yeniden değerlendirme imkanı
verdi. Helsinki'de çıkan karar ve onu hazırlayan ön çalışmalar,
tarafların birbirlerine ihtiyacı olduğunu ve artık, ortak
çıkarların Türkiye'nin adaylığından geçtiğini gösteriyordu.
Ankara, 26 Mayıs 1999 tarihli "Sayın Şansölye" diye
başlayan Ecevit mektubunun en çarpıcı paragrafı şöyle diyor:

"…Öncelikle sizi temin ederim ki Türkiye daima adaylığın gereklerinin
bilincinde olmuştur. Kopenhag Kriterleri, Amsterdam Antlaşması
ve özellikle Antlaşmanın 6. maddesinden(1) kaynaklanan yükümlülükler
her aday için geçerlidir ve Türkiye üyelik müzakereleri başlamadan
önce herhangi bir aday için olduğu gibi bunları yerine getirmeyi
ummaktadır."

Ecevit mektubunun içeriği, Almanya'daki sosyal demokratlarla yeşillerin
koalisyon hükümetinin yeni Türkiye politikası ile birleşince AB
-Türkiye ilişkilerinde yepyeni bir iklim yaratmıştır.
Almanya'nın dönem başkanlığını noktalayan Köln Zirvesi
bunu hayata geçirmek için çok erken olduğundan işin mimarlığı,
bir sonraki dönem başkanı olan Finlilere kalmıştı. 4 Eylül
1999'da Genel İşler Konseyi'nin Saariselka kentindeki olağan
toplantısı esnasında Yorgo Papandreu'nun Türkiye'nin adaylığına
yeşil ışık yakması, süreci hızlandırmış ve 13 Ekim 1999'da
Komisyon'un bütün aday ülkeler için yayımladığı İlerleme
Raporları ile bunların hülasası olan Karma Rapor'da
Komisyon, Türkiye'nin adaylığının tanınmasını AB
Konseyi'ne resmen tavsiye etmişti.

Bundan
sonra süreç iyice hızlanarak 10 Aralık 1999'a gelindi. Karar sonrası
yaşanan memnuniyet çok kısa sürdü. 10 Aralık süreci, adaylığa
futbol müsabakası kadar dahi önem vermeyen medyanın da yardımıyla
gündemden düşüverdi. Bir milli politika haline gelmesi
gereken Türkiye'nin AB adaylığı unutuldu. Bugüne gelindiğinde
ise maalesef hala AB adaylığının tam olarak gündemde olduğunu
söylemek mümkün değil. Birkaç üniversite ve sosyal kulüp toplantısı
ile üye olunduğunda Türkiye'nin Avrupa Parlamentosu'nda ne kadar
çok sandalyesi olacağı konusundaki gayri ciddi muhasebeleri
saymazsak, bürokrasi dışında adaylıkla ilgili en kapsamlı çalışmayı
TÜSİAD gerçekleştirdi.
Devamı

Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

AVRUPA
YOLUNDA AB
EDİTÖRÜ'NDEN


AB'NİN
FAALİYETLERİ

AB YOLUNDA
KÜÇÜK BİR ARŞİV
Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|